CHP’li Deniz Baykal’dan referandum açıklaması: Bu tarihi bir sonuçtur

CHP Antalya milletvekili Deniz Baykal, CHP İstanbul İl Başkanlığı’nı ziyaretinde açıklamalarda bulundu. Baykal İstanbul’daki Hayır oyları için “Bugün İstanbul il örgütümüzü kutlamak için bu ziyareti yapıyorum. Alınan sonuç tarihi bir sonuçtur. Türkiye bakımından önemli gelişmelerin ilk oylaması olmuştur. İstanbul’da sağlanan başarı Türkiye için dünya için bir umut olmuştur.” dedi.

“BU TABLO MAÇIN BİTTİĞİ TABLO DEĞİL”

Baykal, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “1-0 ya da 5-0 kazanmışsın önemli değil, önemli olan maçı kazanmaktır” sözlerine yanıt vererek “Bu tablo maçın bittiği tablo değil. Ofsayttan gol atıldığı iddası var ama maç bitmez maç devam ediyor. Daha ikinci devre var. Daha 2019’da görülecek hesabımız var. Maç 2019’da bitecek” diye konuştu. 

Baykal konuşmasında şunları söyledi:

“BU ÖNEMLİ BİR BAŞLANGIÇTIR”

Bu duygunun bize yüklediği sorumluluğu hep beraber bir kez daha hissedelim istiyorum. Bundan sonrasına böyle bir noktadan yürümekte olduğumuzu söylemek istiyorum, bu bir son değil, önemli bir başlangıçtır. Türkiye açısından her türlü gücü, yetkiyi, devletin günlük siyaset dışında tutulması gereken olanakların seferber ederek yürütülen referandum karşısında toplumumuzun çeşitli kesimlerinin yeter artık dercesine dayatmacı girişimi frenleme konusunda yüksek bir iradeyi sergilediğine tanık olduk. Bu çok önemlidir. Ben ülkem ve partim adına iftihar ediyorum.

cbgAds.AdsInline(1751);

Kemal Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’ın eleştirilerine yanıt

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “ByLock kullananların sayısı 215 bin 92 kişi. Sayın Başbakana göre bunların içinde bir tek siyasetçi bile yok. Aklınız eriyor mu? Bizim aklımızla alay mı ediyorlar? 215 bin kişi varsa, açıklayın kardeşim. Bunlar darbeci, terörist demiyor musunuz? Açıklayın. Dönüp bize diyorlar ki Siz, FETÖyü destekliyorsunuz. Açıkla kardeşim, kimin destekleyip desteklemediği çıksın ortaya.” dedi.

Kılıçdaroğlu, NTVde katıldığı canlı yayında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu, soruları yanıtladı.

“15 Temmuzla ilgili kontrollü darbe girişimi ifadesini kullandınız. Bununla ne demek istediniz?” sorusu üzerine Kılıçdaroğlu, 15 Temmuzda 248 kişinin şehit, çok sayıda kişinin ise gazi olduğunu, darbeye karşı parlamentoda grubu olan 4 siyasi partinin mücadele ettiğini, insanların sokağa çıktığını hatırlattı.

“Üzerimize düşen bu darbeyi bütün ayrıntılarıyla ortaya çıkarmaktır, darbeyi örtbas etmek değildir.” diyen Kılıçdaroğlu, 15 Temmuz darbe girişimini araştırmak üzere kurulan komisyonun görevini yapmadığını savundu. Kılıçdaroğlu, “Ben 248 şehidin ve çok sayıda gazinin kanının hesabının sorulmasını istiyorum. Eğer bir siyasal iktidar, darbe komisyonunu çalıştırmazsa, bizim arzu ettiğimiz kişileri darbe komisyonuna davet ettirmezse biz ne yapacağız? Hükümetin samimiyetini sorgulayacağız değil mi?” diye konuştu.

Özel Kuvvetler Komutanı Zekai Aksakallının ifadesinde, “TSKda, kriz ve olağanüstü durumlarda ilk haber alınır alınmaz, personel kışlayı terk etmesin emri verilir. Her zaman uygulanan bu temel ve basit kural, 15 Temmuz 2016da ilk haber alındığı zaman uygulanmamıştır.” dediğini aktaran Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

“Niçin, ben bunu sormayacak mıyım? Kime soracağım ben bunu? Darbe komisyonuna davet ediyoruz. En kilit iki ismi var, Genelkurmay Başkanı ve MİT Müsteşarı. Soracağız, bu temel kural neden yerine getirilmedi? Engelleniyor ve bunlar darbe komisyonuna gelmiyorlar. Kim engelliyor? Hükümet. Şimdi bu hükümet bana hesap soruyor. Sen bu insanları neden TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonuna getirmiyorsun, neden engelliyorsun? Ben bunu sormayacak mıyım? Ben bunu sormazsam, 248 şehidin kanı yerde kalacak. Ben bunu sormazsam, bu darbenin üstü örtülecek. Bana diyorlar ki Neden buna kontrollü darbe girişimi diyorsun? Ne diyeyim Allah aşkına? Bir hükümet darbe girişiminin ortaya çıkmasını engellerse ne diyeceğim ben ona? Ne dememi istiyorlar? Söylesinler, ben de onu söyleyeyim.”

“ÜST AKIL İDDİANAMEDE YOK”

Zekai Aksakallının, şehit Ömer Halisdemire darbeci Semih Terziyi öldürme emri verdiğini anımsatan Kılıçdaroğlu, “Şimdi biz hangi noktadayız? Bütün vatandaşlarıma söylüyorum, elinizi vicdanınıza koyun, konuşun ve düşünün değerli vatandaşlarım, ben bu konuyu araştırmayıp da ne yapacağım?” diye sordu.

Kılıçdaroğlu, FETÖ iddianamesini yazan savcının görevden alındığını hatırlatarak, “Savcı neden görevden alınır? Bu iddianame neden Adalet Bakanlığına gider? Neden bu iddianamenin içi boşaltılır? Ben 248 şehidin hakkını arayan savcı görevden alındığı zaman ne diyeceğim ben? Kim alır bu savcıyı görevden? Ben almıyorum. Bu savcı ne yaptı?” dedi. Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İçi boşaltıldı iddianamenin, bir hurafeler iddianamesine dönüştürüldü. Darbe komisyonu kurulduktan ve bir süre çalıştıktan sonra biz anladık ki bu hükümet bu darbe işini kapatmak istiyor. Bir yerlere sıçramasını engellemek istiyor. Bütün bu anlatımlar da bu düşüncemizi destekliyor. Bu iddianamede savcıyı görevden alıyorsunuz, iddianamenin içini boşaltıyorsunuz, suçlu kim? Üst akıl. Kim bu üst akıl? İddianamede yok. Sizin aklınız yok mu arkadaş? Üst akıl kim? Falan devletse devletin adını yaz, falan kişiyse kişinin adını yaz. Hurafelerden iddianame mi olur? Hurafelerden yola çıkılarak bir darbe girişimi mi soruşturulur? Ben bu 248 şehidin hakkını nasıl arayacağım? Ben bu darbe girişimine ne söyleyeceğim? Hükümet neresinde bunun?”

Bunları dile getirdiği için kendisinden hesap sorulduğunu kaydeden Kılıçdaroğlu, bunları 248 şehit ve bir daha Türkiyede darbe olmasın diye dile getirdiğini ifade etti.

“GÜNAHSIZ ASKERLERİN HESABINI SORMAYACAK MIYIM?”

“Darbe girişimi başarılı olsaydı ne olacaktı?” sorusuna Kılıçdaroğlu, “Başarısızlığa mahkum edilen bir darbe girişimi. Öyle değil mi? Kriz anında asker sokağa çıkmasın diye talimat vermeniz gerekirken talimat vermeyip, o askerleri sokağa salıyorsanız ne olur?” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, hiçbir günahı olmayan, komutanlarının emrini dinleyen askerlerin linç edilmesine ilişkin bir davanın açılmadığını ileri sürerek, “Niçin dava açılmıyor? Ben o günahsız askerlerin hesabını sormayacak mıyım?” diye sordu.

Kemal Kılıçdaroğlu, 6 Haziran 2016da yazılan “2016/24769” numaralı FETÖ iddianamesinde, “FETÖ/PDYnin kuvvet komutanlıkları, jandarma ve emniyet teşkilatları içindeki mensuplarından oluşan ve on binleri bulan devletten ayrı hiyerarşiye bağlı silahlı bir yapılanmasının olduğu, FETÖnün anayasal düzeni değiştirecek veya ortadan kaldıracak silahlı güce ulaştığı ve askeri darbe yapabilecek tek organize güç olduğu, FETÖ/PDYnin darbe teşebbüsünde bulunma tehlikesinin açık ve yakın olduğu” tespitlerinin yapıldığını aktararak, hükümetin bunu bildiğini savundu.

Bu iddianameye dayanılarak, Anayasa Mahkemesinin iki üyesinin şu anda hapiste olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, darbe girişiminin engellenmediğini iddia etti.

“DARBE KOMİSYONU RAPORU VERMİYOR”

“Bir hükümet böyle bir risk alır mı? Ya o darbe girişimi gerçekleşse sonucu ne olacaktı?” sorusuna Kılıçdaroğlu, “Neden hükümet bu darbe girişimini örtmek istiyor? Neden açığa çıkmasını istemiyor? Asıl sorulması gereken soru o değil mi? Neden, hangi gerekçeyle kapatmak istiyor?” şeklinde yanıt verdi.

Darbe Komisyonu raporunun kendilerine ve diğer milletvekillerine verilmediğini, bunun 16 Nisandan sonraya bırakıldığını ifade eden Kılıçdaroğlu, “Darbe raporunun 16 Nisanla ne ilgisi var? Gerçekler açığa çıkmasın diye. Bizim bir dosyamız yok, birden fazla dosyamız var. Dosyalarımızdan birisi de bu darbe komisyonuna vereceğimiz dosya. Bütün bu ayrıntılar ve daha fazlası o dosyada olacak.” dedi.

“Dosyadaki kaynakların” sorulduğu Kılıçdaroğlu, “Mahkemelerle ilgili ayrı dosyamız var. Bu, Darbe Komisyonuna vereceğimiz dosya. Darbe Komisyonuna verirken oradaki bütün görüşmeler, ayrıntılar, pek çok yerden alınan bilgiler, ifadeler bütün bunların hepsi var. Darbe Komisyonu başkanı bize raporu vermiyor, raporu vermediği için biz de dosyamıza son şeklini veremiyoruz. Raporu versin bir görelim bakalım, bu raporda ne var.” karşılığını verdi.

Kılıçdaroğlu, raporu, AK Partinin, CHP, MHP ve HDPnin grup danışmanlarının birlikte yazacağını, ancak bundan vazgeçildiğini ileri sürdü. Kılıçdaroğlu, “Darbeye karşıyız biz, onlar da karşı. Niye dahil etmiyorlar? Bana söyler misiniz, bu nasıl bir hükümet? Darbeye karşı olduğunu söylüyor ama darbeyi kapatmak istiyor, neden?” ifadelerini kullandı.

“ÖKSÜZ’ÜN ELİNDEKİ CİHAZI HANGİ KURUM İTHAL ETTİ?”

“Adil Öksüzün ismini kim telaffuz etti? Bir televizyon programında ben söyledim. Adil Öksüzün çok önemli bir isim olduğunu, dikkat edilmesi gerektiğini söyledim.” diyen Kılıçdaroğlu, bunun üzerine kendisine saldırıldığını, şimdi iktidarın da bu ismi telaffuz etmeye başladığını savundu.

“Kimdir Adil Öksüz?” diye soran Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

“İki cep telefonu kullanır, GPS cihazı vardır. Herkesin telefonları alınır, Adil Öksüzün telefonları alınmaz. GPS cihazı ve telefonlarıyla beraber Adil Öksüz serbest bırakılır. Neden? Ben hükümetin bunların cevabını vermesini istiyorum. Bunun muhatabı hükümet. Bütün bu soruları soruyorum, hükümet cevap versin. Hükümet cevap vereceği yerde, beni suçluyor. Benim iddialarım, sorularım yerinde ve doğru değilse, çıkın diyin ki Kardeşim şu sorun yanlış, şu sorunun cevabı budur, sen bunu söylüyorsun ama bu gerçek değildir. desinler bana, diyemiyorlar. Tek yaptıkları var, Efendim bu kadar şehidimiz var, bu darbe oldu. Ben de biliyorum. Sen şehitlerin kanının hesabını sormuyorsun, ben soruyorum. Darbe bir daha bu ülkede olmasın. diyorum, sen darbeyi kapatıyorsun. Kapatmıyorum diyorlarsa, onlara da soruyorum, neden Darbeleri Araştırma Komisyonuna darbenin en önemli isimlerini çağırmadınız? Neden gelmelerine engel oldunuz?”

“Referanduma memleket meselesi diyorsunuz. Sahiden memleket meselesiyse bu, elinizde güçlü bir done değil mi açıklamak için?” sorusuna Kılıçdaroğlu, “Adil Öksüzü ben açıkladım, daha kimi açıklayayım? Adil Öksüzün elindeki GPS cihazını devletin hangi kurumu ithal etti? Basit mi? Basit. Bilinmesi gereken bir soru. Kim yapacak bunu? Çok basit. Başbakanlık talimat verecek, Şu GPS cihazlarını devletin hangi kurumu ithal etti?, bakacaklar.” yanıtını verdi.

“248 ŞEHİT VERDİK, YETMEZ Mİ?”

Kılıçdaroğlu, herkese kelepçe vurulurken Öksüze vurulmadığını ifade ederek, “Neden? Söyleyeyim, MİT Yasasında bir değişiklik yapıldı 2014te. Başbakanın emri ve talimatı olmadan hiçbir MİT görevlisi tutuklanamaz, gözaltına alınamaz. Kendi iktidarları döneminde yaptılar bunu. Adil Öksüz neden tutuklanmadı, gözaltına alınmadı? Efendim haberimiz yoktu. diyecekler.” dedi.

“Öksüzün MİT elemanı olduğunu mu iddia ediyorsunuz?” sorusu üzerine Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

“Bu soruları ben sormak zorundayım. Keşke Sayın Binali Yıldırım olsaydı da ben, Binali Yıldırıma sorsaydım, cevabını verseydi. Benimle televizyona çıkmaya çekiniyorlar, korkuyorlar ama çıkıp meydanlarda beni suçluyorlar. Meydanlarda aleyhime olmadık laflar ediyorlar. Ben sorduğum soruları biliyorum. Ben bu ülkeyi savunuyorum, bu ülkenin demokrasisini savunuyorum. 248 şehit verdik, yetmez mi arkadaş? 248 şehidin olduğu bir yerde darbenin üstü örtülürse, ben sessiz kalabilir miyim? Bu benim ahlakıma da inancıma da vicdanıma da uygun düşmez. Bedeli ne olursa olsun, ben sonuna kadar gitmek zorundayım. Ya bu darbenin bütün ayrıntıları ortaya çıkacak ya ben bu soruları her ortamda onlara soracağım. Adil Öksüzü tanımıyoruz. diyemezler. Niye diyemezler? Darbeden önce savcı iddianame hazırlıyor, Adil Öksüzün Deniz Kuvvetleri imamı olduğu yazıyor, sonra bir başka iddianamede Hava Kuvvetleri imamı olduğu yazılı. Adil Öksüz bilinmeyen bir isim değil. Ben ismini söylemesem, onun da üstünü tamamen kapatacaklar.”

“Kim bu Adil Öksüz? Öldü mü, ölmedi mi, hayatta mı, kaldı mı? Kim bu adam? Gücü nereden alıyor?” diye soran Kılıçdaroğlu, “Efendim, Biz bununla ilgili soruşturma açtık. Siz, onu külahıma anlatın, bana değil. Ne demek soruşturma açtım? Koskoca Türkiye Cumhuriyeti, iki telefonuyla, GPS cihazıyla koyuverilen Adil Öksüzün nerede olduğunu bilmeyecek ama soruşturma açmış olacak. Bizi mi kandırıyorlar? Yok öyle bir şey.” ifadelerini kullandı.

“ÇOCUK MU KANDIRIYORLAR”

“Elinizde bilmediğimiz bir şeyler mi var?” sorusuna karşılık Kılıçdaroğlu, söylediklerinin tamamının doğru olduğunu kaydetti.

Başbakan Yıldırımın “Darbenin siyasi ayağı yok.” dediğini aktaran Kılıçdaroğlu, “Allah aşkına çocuk mu kandırıyor bunlar? Bu darbeciler gelip ülkeyi yönetmek istemiyorlar mıydı? Darbeciler gelseydi, cumhurbaşkanı, başbakan olmayacaktı, belki Meclis kapatılacaktı, belki bizler hapishanelerde olacaktık.” dedi.

Kılıçdaroğlu, 12 Mart ve 12 Eylül darbelerini hatırlatarak, “Darbe girişimi olacak, kalın kalın dosyalar, kitaplar, broşürler olacak, darbenin siyasi ayağı olmayacak. Ne için? Buna ben inanmıyorum. Darbenin memur, sendikacı, ihracatçı, işveren, çikolatacı, baklavacı ayağı var, siyasi ayağı yok. Siz çocuk mu kandırıyorsunuz Allah aşkına?” diye konuştu.

“İktidar partisinde ByLock kullananların olduğu” iddiasının sorulduğu Kılıçdaroğlu, “Ellerindeki en önemli delil ByLock listeleri değil mi? Niye açıklamıyorlar ByLock listelerini?” yanıtını verdi.

“Siz, ByLock kullanıcısı 120-180 AK Partili var diyorsunuz. Gördünüz mü bu listeyi?” sorusu üzerine Kılıçdaroğlu, “Belki daha fazla. Ben ısrarla şunu söylüyorum, eğer ByLock kullananlar FETÖ darbe örgütünün birer üyesiyseler, FETÖ darbe örgütünün üyelerini bu hükümet neden açıklamıyor? Polis bir yere baskın yapıyor, teröristleri yakalıyor, evde bulduğu gazeteyi, silahları, kitapları ve teröristlerin isimlerini yayımlıyor, televizyonlar gösteriyor. Ellerinde ByLock listesi var, niye açıklamıyorlar?” dedi.

“DARBEYLE NASIL MÜCADELE EDİYORLAR”

Kendilerine, “CHP FETÖcüleri destekliyor.” dendiğini anımsatan Kılıçdaroğlu, “Ben devlet değilim, devlet sizsiniz, benim istihbarat örgütüm yok, sizin istihbarat örgütünüz var. ByLock listeleri sizin elinizde. Niçin açıklamıyorsunuz? Teröristleri niye saklıyorsunuz? Teröristleri saklamak suç değil mi?” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, “Hiçbir milletvekili yoksa niye gizliyorlar? Pastacıdan mı korkuyorlar? ByLock kullanan memurları, hakimleri attılar. Bir darbe yapılıyor, her ayağı var, siyasi ayağı yok. Kim başbakan olacaktı, kim başbakanlık müsteşarı olacaktı, kim cumhurbaşkanı postuna oturacaktı, kim devlet başkanı olacaktı, kim bunların arkasındaki güç?” diye sordu.

Gazeteci Kadri Gürselin ByLock kullanıcısı 92 kişiyle telefonla konuştuğu için hapiste olduğunu öne süren Kılıçdaroğlu, “Kim bu 92 kişi? Niye, hangi gerekçeyle açıklanmıyor?” diye konuştu. Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

“AKP Trabzon milletvekilinin ablası atıldı, Kilis, Hatay, Kırıkkale, Aydın, Sakarya milletvekilinin kardeşi, Kayseri milletvekilinin yakınları, belediye başkanının damadı. Bunlar da ByLockçu. Kadri Gürsel hapiste, bunların tamamı dışarıda. Hangi adaletten söz ediyoruz ve darbeyle nasıl mücadele ediyorlar? Bana çıkıp birisi bunu açıklamak zorunda. ByLock kullananların sayısı 215 bin 92 kişi. Sayın Başbakana göre bunların içinde bir tek siyasetçi bile yok. Aklınız eriyor mu? Bizim aklımızla alay mı ediyorlar? Böyle bir şey olabilir mi? 215 bin kişi varsa, açıklayın kardeşim. Bunlar darbeci, terörist demiyor musunuz? Açıklayın. Dönüp bize diyorlar ki Siz, FETÖyü destekliyorsunuz. Açıkla kardeşim, kimin destekleyip desteklemediği çıksın ortaya. Niye açıklamıyorsun?”

“MİT’İN DÜNYADAN HABERİ YOK”

Kılıçdaroğlu, “Beni suçluyorlar. Niye suçluyorlar beni? Neden, bunları ben dile getiriyorum diye suçluyorlar. Ben hiç sesimi çıkarmasam, Sayın Devlet Bahçeli gibi olsam, hayatlarından çok memnun olacaklar, beni el üstünde tutacaklar. Yaşa, bravo Kemal Kılıçdaroğlu, ne kadar güzel şeyler, sen bu işlerle hiç uğraşmıyorsun. İyi de bu şehitlerin hesabını kim soracak?” dedi.

Kemal Kılıçdaroğlu, vicdanının, ahlakının, inancının, memleket sevgisinin ve demokrasiye saygısının olduğunu belirterek, “Bu darbe girişimini bu hükümet, başta da Sayın Cumhurbaşkanı kapatmak, örtmek istiyorlar. Derine inilmesini istemiyorlar, ucu kendilerine dokunacağı için.” iddiasında bulundu.

Darbeleri Araştırma Komisyonuna gelen eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğun “MİT, benim genelkurmay başkanlığım sırasında bir tane FETÖcünün adını bile bana bildirmedi” dediğini anımsatan Kılıçdaroğlu, “Kim bu bilgiyi vermeyen? MİT. Ben sormayacak mıyım, sen neden bu bilgileri vermedin? Bir savcı tespit ediyor. Koskoca MİTin dünyadan haberi bile yok, orduya bir kişinin ismini bile vermiyor. Ben bunun hesabını sormayacak mıyım?” diye konuştu.

“ByLockçu siyasetçilerle ilgili isim biliyor musunuz?” sorusuna Kılıçdaroğlu, “Ben, açık ve net hükümete bir çağrı yapıyorum, ByLock listelerini açıklayın. Açıklamazsanız, ByLockçuların ağırlıklı

“OLAYLARDAN HABERİ OLDUĞUNU İTİRAF EDEN BİR CÜMLE”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Siyasi hayatımda ne aldanan oldum, ne aldatan oldum” sözlerine ilişkin, “Bu laf çok güzel bir laf. Bu laf aslında bütün bu olaylardan kendisinin haberinin olduğunu itiraf eden bir cümledir. Hiç aldatılmamışsa ve hiç aldanmamışsa bütün bu olaylardan kendisinin bilgisinin olduğunu söylüyor zaten. Bundan büyük itiraf olamaz.” dedi.

“17-25 Aralık’tan sonra Türkiye 2 seçim geçirdi. Belki, bu seçimlerde milletvekilleri, ByLock kullananlar, FETÖ’cü olanlar ayıklandı, temizlendi. Nasıl değerlendirirsiniz?” şeklindeki soru üzerine Kılıçdaroğlu, “Nasıl ayıklandı, darbe girişimi bu dönemde oldu. ByLock’un çözümü bu dönemde yapıldı. Eagle var daha? Bylock kullanıldığı anlaşıldıktan sonra buna geçildi.” diye konuştu.

“Sayın Adalet Bakanı, ‘Sayın Kılıçdaroğlu’na Amerika’dan FETÖ’cülerden yanlış hatırlamıyorsan mail geldi.” diyen Kılıçdaroğlu, “Sen Adalet Bakanısın. Adalet dağıtan bir kurumun başındasın. Ahlakın varsa, bana gelen o maili çıkar açıklarsın. Neden ben böyle bir mail gelmediğini söylüyorum. Geldiğini söylüyorsan, Adalet Bakanısın, sen çık açıkla. Bak ben ne kadar rahatım. Çık açıkla.” ifadelerini kullandı.

CHP olarak bu konuya çok duyarlı olduklarını aktaran Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

“Bizim anonim mail adresimize Amerika’dan David Keynes diye birisi, ki bu ByLock’u kurduğunu, programı yaptığını söyleyen kişiydi. Bize bir maili geldi, CHP’ye bir maili geldi. Biz bunun dökümanını aldık, bir dosya halinde Başbakanlık Müsteşarlığı’na gönderdik. Neden? Biz Türkiye’nin bekasını her zaman savunduk. Hangi tarihte gönderdik? 19 Ekim 2016’da. Bizim devlete, bizim hükümete, bizim Türkiye’nin çıkarlarına bakış açımıza bakın, bir de onların bakış açılarına bakın. Yalan söylemek bu kadar kolay olmamalı. Bir Adalet Bakanı için hele hele bu kadar hiç olmamalı. Arzu ederlerse buradan açık çağrı yapıyorum Sayın Binali Yıldırım gelir, oturur bu konuyu ikimiz rahatlıkla konuşabiliriz. Niye gelmiyorlar? Ellerinde her türlü bilgi var, gelsinler oturup konuşalım. Darbeyi kapatmak ne demektir? Darbeyi kapatmak ‘suç işlemek’ demektir. Darbenin siyasi ayağını ortaya çıkarmamak ‘suç işlemek’ demektir. Suçluların telaşı içindeler.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “15 temmuz gecesi biz Marmaris’ten İstanbul’a geldik. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu da İstanbul’a gelmiş, Atatürk Havalimanı’na inmiş. Keşke bekleseydi birlikte orada tanklara karşı dursaydık ama Kemal Bey durmadı başka bir yere geçti” sözlerinin hatırlatılması üzerine Kılıçdaroğlu, “Sayın Kılıçdaroğlu Atatürk Havalimanı’nda bekleyin, ben de oraya geliyorum’ diye bana haber mi verdi? Nerede olduğu belli değildi. Bir Cumhurbaşkanı konuşurken, neyi anlatmak istediğini, sade ve güzel bir dille anlatmalı. ‘Beni bekleseydi, bana haber verseydin beklerdim, niye beklemeyeyim?” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, şu açıklamaları yaptı:

“Beklerdim, niye beklemeyeyim? Niye bana haber vermiyor? Laf söylemek kolaydır. Önemli olan niyettir, niyet. Beni eleştirmek için bunu söylüyor. Gelirsin havaalanına dersin ki ‘Ben geliyorum Sayın Kılıçdaroğlu da orada beklesin. Biz ikimiz beraber, üçümüz beraber, beşimiz beraber oturalım darbeye karşı çıkalım’. Peki geldi de tankın üstüne mi çıktı Allah aşkına? Atatürk Havaalanı’na geldi de tankın üstüne mi çıktı? Yok öyle bir şey. Giriş-çıkış, uçaklar çalışmıyor. Sadece ben yoktum Sayın Hayati Yazıcı da vardı, beraberdik orada zaten.”

İndiğinde havalimanının girişinde tankların olup olmadığının sorulması üzerine ise Kılıçdaroğlu, “Çıkışta vardı, bu kadar. Sonra biz geçtik, darbeye karşı olduğumuzu açıkladık zaten. Doğru olmadığını söyledik. Üstelik ben bunu, öğrenir öğrenmez daha uçaktayken söyledim. Her türlü darbeye karşı olduğumuzu söyledim bu kadar basit.” değerlendirmesinde bulundu.

Kılıçdaroğlu, sorunun aslında daha derinde olduğunu belirterek, şöyle devam etti:

“Sayın Cumhurbaşkanı bugün açıklama yapıyor. Okuyayım size metni ‘Siyasi hayatımda ne aldanan oldum, ne de aldatan oldum’ Bugün miting meydanında, galiba söylüyor. Gazeteci arkadaşlarımıza bir mesaj verelim. Bu sözü acaba başka birisinden duydular mı? Noktayı burada bırakalım. Şimdi diyor ki ‘Şahsım başta olmak üzere’ 19 temmuz 2015 darbeden çok önce, Harp Akademileri’nde söylüyor. ‘Şahsım başta olmak üzere tüm ülke yanlış yönlendirildi, aldatıldı. Tüm ülke ve şahsım yanlış yönlendirildi ve aldatıldı.’ Ama bugün ne diyor? ‘Siyasi hayatımda ne aldanan oldum ne aldatan oldum’. İkisini aynı kişi söylüyor. Sonra dönüyorum 3 Ağustos 2016’ya, yani darbeden sonraya. ‘Bu yapının bambaşka niyetleri olduğunu uzun süre görmedik, göremedik.’ FETÖ terör örgütüyle ilgili söylüyor. ‘Bu yapının bambaşka niyetleri olduğunu uzun süre görmedik ve göremedik’. Sonra ‘Allah bizi affetsin.’ diyor. 25 Ağustos 2004 kendisi Başbakan, Milli Güvenlik Kurulu’nda FETÖ terör örgütünün ne kadar tehlikeli olduğuna dair brifing veriliyor. ‘Görmedik’ ne demek görmedik? Söylediler, gösterdiler, döküman verdiler. Her hafta, her ay MİT’in raporları geldi. Ne demek ‘görmedik’? ‘Göremedik’ ne demek? Aynı menzile yürüyen siz değil miydiniz? Aynı menzile paralel yürüyen siz değil miydiniz? İtiraf eden siz değil miydiniz?”

Erdoğan’ın, “Siyasi hayatımda ne aldanan oldum, ne aldatan oldum” sözünü hatırlatan Kılıçdaroğlu, “Bu laf çok güzel bir laf. Bu laf aslında bütün bu olaylardan kendisinin haberinin olduğunu itiraf eden bir cümledir. Hiç aldatılmamışsa ve hiç aldanmamışsa bütün bu olaylardan kendisinin bilgisinin olduğunu söylüyor zaten. Bundan büyük itiraf olamaz.” dedi.

Erdoğan’ı “bu itirafı yaptığı için yürekten kutladığını” belirten Kılıçdaroğlu, “bu itirafı yapmanın yürek isteyeceğini savundu.

“NEDEN ‘HAYIR’ DEDİĞİMİZİ ÇOK İYİ BİLMİYORLAR”

Kılıçdaroğlu, Gaziantep’te “evet” çadırına yaptığı ziyarette oradakilerin kendisine neden “hayır ” dediğine yönelik sorular sorduğunu söyledi.

Milletvekili sayısının artırılması, 18 yaşına seçme hakkı verilmesi gibi konularda güzel bir sohbet gerçekleştirdiklerini aktaran Kılıçdaroğlu, “Sonuçta onları tahrik eden ifadelerde hiç bulunmadım. Sayın Cumhurbaşkanı ‘hayır’ çadırını ziyaret ederken kullandığı bir ifade var, özür dileyerek ifade edeyim, ‘Kılıçdaroğlu yalan söylüyor.’ diye bir ifade kullanmış. Ben böyle ifadeleri hiç kullanmadım ve onlara şunu da söyledim, ‘evet’ oyu da ‘hayır’ oyu da kullanan herkesin başımın üstünde yeri vardır. Hiçbir ayrım yapmayız” diye konuştu.

Çadırdakilerin ikna olup olmadığına ilişkin olarak da Kılıçdaroğlu, “Neden ‘hayır’ dediğimizi pek iyi bilmiyorlar. Oysa neden ‘hayır’ dediğimizi bilmelerini çok isterdim.” diye konuştu.

Kampanya kapsamında engellemelerle karşılaşıp karşılaşmadıkları yönünde bir soru üzerine Kılıçdaroğlu, bugün Gaziantep’te yanına gelen AK Partili birisinin “hayır” oyu vereceğini söylediğini aktardı.

O kişinin “15 yıldır AK Partiliyim, AK Parti’ye oy veriyorum ama bu kadarı fazla, bu doğru değil, böyle bir şey olamaz’ dediğini belirten Kılıçdaroğlu, bu tür manzaralarla çok karşılaştıklarını, vatandaşların da kendilerine yönelik bir adaletsizlik olduğunu gördüğünü söyledi.

“NUMAN BEY’İ DEVREYE SOKTUK”

OHAL kapsamında çıkartılan bir kararname ile “özel televizyon kanallarının aykırı düşüncelere veya diğer partilere yer verme koşulunun kaldırıldığını” ifade eden Kılıçdaroğlu, “Biz ancak sınırlı sayıda kendisini merkezde gören televizyon kanallarına çıkabiliyoruz ki TRT’ye çıkabilmek için de araya Bakanları koyduk, Numan Kurtulmuş’a söyledik. ‘Siz, Binali Bey’i çıkarıyorsunuz. Binali Bey, çıkarken TRT’nin bütün kanallarında yayımlanıyor. Bizi de çıkarın.’ dedik.” diye konuştu.

Kendilerinin gazeteci ayırımı da yapmadıklarını ifade eden Kılıçdaroğlu, sözlerine şöyle devam etti:

“Üstelik TRT benim paramla, hadi özel televizyon kanallarını anladık. Kendi imkanlarıyla, kendi güçleriyle yayın yapıyorlar ama devletin televizyonu benim vergimle, benim elektriğimden kesilen paralarla yayın yapacak, bize yer vermeyecek, bir de kuruluş yasasında da tarafsızlık ilkesi olacak. Pes yani. Numan Bey’i devreye soktuk, rica etti arkadaşlar. Sonunda TRT Haber ve TRT-1 radyodan yayımlanmak, kanaldan değil. Radyodan yayımlanabilir diye böyle bir dar alanı uygun gördüler, ‘Gelip burada ancak sizinle röportaj yapabilir’ dediler. Bir adaletsizlik var, koşullar eşit değil.”

İktidarın “Kemal Kılıçdaroğlu” üzerinden bir kampanya yürüttüğünü aktaran Kılıçdaroğlu, “Kararsız bir alan var. Ama gördüğümüz tablo şu; bir haksızlık olduğu meydanda, vicdanları sızlatan bir tablo meydanda. Devletin forsunu kullanıyorlar, devletin uçaklarını kullanıyorlar, devletin arabalarını kullanıyorlar, devletin televizyonunu kullanıyorlar, devletin paralarını kullanıyorlar ‘Biz mağduruz’ diyorlar. Biz? Kim mağdur?” diye konuştu.

“Yeni anayasa değişikliğiyle birlikte Meclis ortadan kalkacak diyorsunuz?” şeklindeki bir soru üzerine de Kılıçdaroğlu, böyle bir sözcüğü hiç kullanmadığının altını çizdi. Kılıçdaroğlu, milletvekili sayısının artırılmasına ilişkin olarak, “Bedeli ne? 187 trilyon lira. Niye vatandaşın cebinden bu parayı alıyorsunuz? 550 milletvekili neyimize yetmiyor?” dedi.

“KİM HAKİME GÜVENİR?”

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, yeni sistemle TBMM’nin yetkilerinin önemli ölçüde kısıtlanacağını anlattı. “TBMM’nin hangi yetkisi artıyor” diye soran Kılıçdaroğlu, karşı çıktıkları bir diğer konunun parti genel başkanının hakim tayin etmesi olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanının tarafsız olması gerektiğine vurgu yapan Kılıçdaroğlu, “Hem cumhurbaşkanı hem partinin genel başkanı. Anayasa Mahkemesine hakim tayin edecek, HSYK’ya hakim tayin edecek, kim hakime güvenir? Bir sürü adam devreye girecek, başkana ulaşmaya çalışacak. ‘Aman ne olursun beni buraya tayin edin, hiçbir kararnameyi geri göndermem, ne derse başım gözüm üstüne.’ Bunlar çıkacak ortaya.” diye konuştu.

Başka bir soru üzerine fesih yetkisi tartışmasına değinen Kılıçdaroğlu, fesihin kelime anlamının bir kimsenin kendi iradesi dışında görev süresinin son verilmesi anlamına geldiğini söyledi. Kılıçdaroğlu, yeni sistemde cumhurbaşkanının hiçbir gerekçe göstermeden Meclisi yeniden seçime götürme yetkisi olduğunu aktardı.

Yeni sistemle çift başlılığın ortadan kalkacağı söylemlerinin hatırlatılması üzerine ise Kemal Kılıçdaroğlu, geçmişte Bülent Ecevit ile Ahmet Necdet Sezer arasında tartışmalar yaşandığını hatırlattı.

Kılıçdaroğlu, “Nasıl aşıldı bunlar? Parlamentoda aşıldı. Sayın Abdullah Gül, Parlamento seçmedi mi? Seçti. Bütün o krizleri demokratik parlamenter sistem içinde aştık. Zaman kaybı mı oldu? Hayır. O krizin ekonomik bedelini iyi ölçüp tartmak lazım. Ekonomi zaten çok zor durumdaydı. Amerika’dan Kemal Derviş’i getirdiler, çok önemli kararlar aldılar…” diye konuştu.

Çift başlılığın asıl bu yeni sistemle geldiğini ileri süren Kılıçdaroğlu, yeni sistemle cumhurbaşkanının hem devletin başı hem de parti genel başkanı olacağını dile getirdi.

Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

“Daha dramatiğini söyleyeyim. Diyelim ki seçim oldu ve çoğunluk partisi A partisi oldu. Ama yüzde 51 bulunmadığı için A partisinin başkanı Parlamentoda çoğunluğu olmasına rağmen başkan seçilemiyor ikinci turda başkan, başka birisi seçildi. Parlamentoda çoğunluğu olan partiyle, başkan arasında ciddi bir uyumsuzluk çıkacak. Asıl çift başlılık orada çıkacak, bu yeni rejimde. Bunlar düşünülerek mi getirildi? Hayır. Bir partinin mutfağında anayasa hazırlarsanız, ortaya tam bir felaket anayasası çıkar. 12 Eylül Anayasası 91,7 oyla kabul edildi. 2010 anayasa değişiklikleri yüzde 58’le kabul edildi. 12 Eylül Anayasasını şimdi hepimiz ‘nereden çıktı bu darbe anayasası?’ diye dizimize vuruyor muyuz? Vuruyoruz. Kim kabul etti. Bir kişi meydanlara çıktı, ‘hayır’ oyunu kullanmak yasaktı, Kenan Evren cadde cadde, sokak sokak il il dolaşıp 91,7 oy aldı. Aynı proğramı aynı düzeni şimdi yaşıyoruz. Neredeyse ‘hayır’ demek yasak, ‘evet’ diyen valisi, kaymakamı, bakanları, cumhurbaşkanı herkes sokaklarda devletin parası gırla, buna rağmen ‘evet’i anlatamıyorlar ama tek düşmanları var Kemal Kılıçdaroğlu. Neden? Çünkü Kılıçdaroğlu, doğruları söylüyor. Rahatsız oluyorlar.”

Kılıçdaroğlu, konuşmasında, daha önce yaptığı televizyonda tartışma çağrısını yineledi.

Partisinin Konya Milletvekili Hüsnü Bozkurt’un açıklamalarının sorulması üzerine ise Kılıçdaroğlu, bu tür açıklamaları doğru bulmadığını ve onaylamadığını daha önce ifade ettiğini hatırlattı.

Aynı şekilde “hayır diyenler teröristtir” diye özel bir suçlama geldiğinde buna da karşı çıktığını hatırlatan Kılıçdaroğlu, “Dolayısıyla ‘evet’ oyunu kullananları suçlamak, ‘hayır’ oyunu kullananları suçlamak gibi bir süreçten siyasetçilerin uzak durması lazım. Sayın Cumhurbaşkanı’nın ‘hayır’ diyenlerin de saygınlığı vardır, noktasına gelmesi benim açımdan sevindiricidir.” dedi.

Kılıçdaroğlu, kendisinin Bozkurt’la konuşmadığını ancak partinin ilgili kişilerinin konuştuğunu dile getirdi.

“EVET ÇIKARSA TAVRINIZ NE OLUR?”

“17 Nisan sabahı evet çıkarsa tavrınız ne olur?” sorusu üzerine Kemal Kılıçdaroğlu, “Evet çıkarsa demokrasiyi savunmaya devam edeceğiz.” ifadesini kullandı.

TBMM’nin Kurtuluş savaşını, Kıbrıs Barış Harekatı’nı yönettiğini ayrıca 15 Temmuz darbe girişimini önlediğini hatırlatan Kılıçdaroğlu, böyle bir parlamentonun yetkilerini almanın doğru olmadığını vurguladı.

Kılıçdaroğlu, “Parlamento geleneğinden neden vazgeçiyoruz? Neden başkanlık rejimi? Bir rejimi niye değiştiriyoruz? Bir rejimi değiştiriyoruz ‘toplumun yarısı istiyor, yarısı istemiyor’ diye bir tablo çıkıyor ortaya. Toplumun yarısı bir rejimi istemiyorsa orada barışı, huzuru sağlayamazsınız. Orada kavga olur. Bizim isteğimiz ne? Rejimi değiştirecekseniz hep beraber oturun konuşun. Hangi gerekçeyle değiştiriyoruz biz?” değerlendirmesini yaptı.

İktidar partisi yetkililerinin tek adam tartışmalarına ilişkin, “Sayın Kılıçdaroğlu seçim mağlubiyetlerine rağmen halen koltuğunda oturuyor bu da bir tek adamlık değil mi?” şeklindeki açıklamalarının hatırlatılması üzerine Kemal Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

“Benim gibi tek adam olsunlar. Ben demokrasiyi savunuyorum. Bizde kurultaylar var. Bizde onlar gibi değil. Bizde genel başkan adayları çıkarlar. Delegeler kendi özgür iradeleriyle gelir, kendi genel başkanlarını seçerler. Biz grup başkan vekillerimizi bile seçimle belirliyoruz. Onlar hangisini belirliyorlar. Sayın Davutoğlu’na bakın, yüzde 49,5 oy aldı. Bir saray darbesiyle gitti. Koca başbakan yuvarlandı gitti. Ne oldu? Binali Bey geldi. Kim getirdi? Kendi kurultayları mı seçti? Bir kişi seçti, ‘sen genel başkan olacaksın’ bitti. Çift başlılık diyorlar, ne çift başlılığı. Binali Bey’le Sayın Erdoğan arasında bir sorun mu var. Nerede çift başlılık var? Espri olsun diye söylerim; Binali Bey’in 80 düğmesi olsa ceketinde, Sayın Erdoğan’ı 8 metre öteden görse, 8 saniyede bütün düğmeleri ilikler. Öyle karşı çıkacak falan yok bunlar. Hangi gerekçeyle istifa edeceğim. Bir anayasa oylaması yapıyoruz. Bir parti seçimi, bir lider seçimi yok. Zaten sorun da oradan çıkıyor. Hala biz bir anayasa oylaması yaptığımızın farkında değiliz. Biz bir rejim değişikliğini oyluyoruz. Cumhurbaşkanı taraflı mı olmalı, tarafsız mı olmalı? Bu kadar basit bir soruya cevap arıyoruz. ‘Tarafsız olsun’ deniyorsa, ‘hayır’ oyu verilece, bu kadar basit.”

cbgAds.AdsInline(1891);

Referandumda oy kullanmamanın cezası nedir? Referandum ne zaman?

Anayasa değişikliği ile Türkiye’nin yönetim sistemi için 16 Nisan tarihinde yapılacak referandum için seçmenler hazırlık içinde. Peki referandumda oy kullanmamanın cezası nedir? 2017 seçmen sorgulama nasıl yapılır? İşte 16 Nisan 2017 referandum hakkında merak edilen her şey…

REFERANDUMDA OY KULLANMAMANIN CEZASI NEDİR?

Anayasa değişikliğine ilişkin yapılacak halk oylaması 16 Nisan’da gerçekleştirilecek. 16 Nisan 2017 Pazar günü yapılacak referandumda oy kullanmama cezası ile ilgili henüz bir açıklama yapılmadı. Ancak, 2010 yılında yapılan referandumda oy kullanmama cezasının 22 TL olduğu açıklanmıştı. Buna göre 16 Nisan’da yapılacak referandumda oy kullanmama cezasınında 22 TL olması bekleniyor.

OY VERME SÜRESİNİN BAŞLANGIÇ VE BİTİŞ SAATLERİ

16 Nisan 2017 Pazar günü yapılacak Anayasa değişikliğinin halkoyuna sunulmasında, oy verme süresinin başlangıç ve bitiş saatleri;

Adıyaman, Ağrı, Artvin, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Gaziantep, Giresun, Gümüşhane, Hakkari, Kars, Malatya, Kahramanmaraş, Mardin, Muş, Ordu, Rize, Siirt, Sivas, Trabzon, Tunceli, Şanlıurfa, Van, Bayburt, Batman, Şırnak, Ardahan, Iğdır ve Kilis İllerinde oy vermenin başlangıç ve bitiş saatleri 07.00 – 16.00 olarak

Yukarıda adları yazılı illerin dışında kalan diğer illerde oy vermenin başlangıç ve bitiş saatleri 08.00 – 17.00 olarak belirlenmiştir.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASINDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN

MADDE 1 – 7/11/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 9 uncu maddesine “bağımsız” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve tarafsız” ibaresi eklenmiştir.

MADDE 2 – 2709 sayılı Kanunun 75 inci maddesinde yer alan “beşyüzelli” ibaresi “altıyüz” şeklinde değiştirilmiştir.

MADDE 3 – 2709 sayılı Kanunun 76 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Yirmibeş” ibaresi “Onsekiz” şeklinde, ikinci fıkrasında yer alan “yükümlü olduğu askerlik hizmetini yapmamış olanlar,” ibaresi “askerlikle ilişiği olanlar,” şeklinde değiştirilmiştir.

MADDE 4 – 2709 sayılı Kanunun 77 nci maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“C. Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanının seçim dönemi

MADDE 77 – Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri beş yılda bir aynı günde yapılır.

Süresi biten milletvekili yeniden seçilebilir.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde birinci oylamada gerekli çoğunluğun sağlanamaması halinde 101 inci maddedeki usule göre ikinci oylama yapılır.”

MADDE 5 – 2709 sayılı Kanunun 87 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“MADDE 87 – Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri, kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak; bütçe ve kesinhesap kanun tekliflerini görüşmek ve kabul etmek; para basılmasına ve savaş ilânına karar vermek; milletlerarası andlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun kararı ile genel ve özel af ilânına karar vermek ve Anayasanın diğer maddelerinde öngörülen yetkileri kullanmak ve görevleri yerine getirmektir.”

MADDE 6 – 2709 sayılı Kanunun 98 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve kenar başlığı metinden çıkarılmıştır.

“MADDE 98 – Türkiye Büyük Millet Meclisi; Meclis araştırması, genel görüşme, Meclis soruşturması ve yazılı soru yollarıyla bilgi edinme ve denetleme yetkisini kullanır.

Meclis araştırması, belli bir konuda bilgi edinmek için yapılan incelemeden ibarettir.

Genel görüşme, toplumu ve Devlet faaliyetlerini ilgilendiren belli bir konunun Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülmesidir.

Meclis soruşturması, Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar hakkında 106 ncı maddenin beşinci, altıncı ve yedinci fıkraları uyarınca yapılan soruşturmadan ibarettir.

Yazılı soru, yazılı olarak en geç onbeş gün içinde cevaplanmak üzere milletvekillerinin, Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlara yazılı olarak soru sormalarından ibarettir.

Meclis araştırması, genel görüşme ve yazılı soru önergelerinin verilme şekli, içeriği ve kapsamı ile araştırma usulleri Meclis İçtüzüğü ile düzenlenir.”

MADDE 7 – 2709 sayılı Kanunun 101 inci maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“A. Adaylık ve seçimi

MADDE 101 – Cumhurbaşkanı, kırk yaşını doldurmuş, yükseköğrenim yapmış, milletvekili seçilme yeterliliğine sahip Türk vatandaşları arasından, doğrudan halk tarafından seçilir.

Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir.

Cumhurbaşkanlığına, siyasi parti grupları, en son yapılan genel seçimlerde toplam geçerli oyların tek başına veya birlikte en az yüzde beşini almış olan siyasi partiler ile en az yüzbin seçmen aday gösterebilir.

Cumhurbaşkanı seçilen milletvekilinin Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği sona erer.

Genel oyla yapılacak seçimde, geçerli oyların salt çoğunluğunu alan aday, Cumhurbaşkanı seçilir. İlk oylamada bu çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamayı izleyen ikinci pazar günü ikinci oylama yapılır. Bu oylamaya, ilk oylamada en çok oy almış iki aday katılır ve geçerli oyların çoğunluğunu alan aday, Cumhurbaşkanı seçilir.

İkinci oylamaya katılmaya hak kazanan adaylardan birinin herhangi bir nedenle seçime katılmaması halinde; ikinci oylama, boşalan adaylığın birinci oylamadaki sıraya göre ikame edilmesi suretiyle yapılır. İkinci oylamaya tek adayın kalması halinde, bu oylama referandum şeklinde yapılır. Aday, geçerli oyların salt çoğunluğunu aldığı takdirde Cumhurbaşkanı seçilir. Oylamada, adayın geçerli oyların çoğunluğunu alamaması halinde, sadece Cumhurbaşkanı seçimi yenilenir.

Seçimlerin tamamlanamaması halinde, yenisi göreve başlayıncaya kadar mevcut Cumhurbaşkanının görevi devam eder.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin diğer usul ve esaslar kanunla düzenlenir.”

MADDE 8 – 2709 sayılı Kanunun 104 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“MADDE 104 – Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Yürütme yetkisi Cumhurbaşkanına aittir.

Cumhurbaşkanı, Devlet başkanı sıfatıyla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını temin eder.

Gerekli gördüğü takdirde, yasama yılının ilk günü Türkiye Büyük Millet Meclisinde açılış konuşmasını yapar.

Ülkenin iç ve dış siyaseti hakkında Meclise mesaj verir.

Kanunları yayımlar.

Kanunları tekrar görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderir.

Kanunların, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün tümünün veya belirli hükümlerinin Anayasaya şekil veya esas bakımından aykırı oldukları gerekçesiyle Anayasa Mahkemesinde iptal davası açar.

Cumhurbaşkanı yardımcıları ile bakanları atar ve görevlerine son verir.

Üst kademe kamu yöneticilerini atar, görevlerine son verir ve bunların atanmalarına ilişkin usul ve esasları Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenler.

Yabancı devletlere Türkiye Cumhuriyetinin temsilcilerini gönderir, Türkiye Cumhuriyetine gönderilecek yabancı devlet temsilcilerini kabul eder.

Milletlerarası andlaşmaları onaylar ve yayımlar.

Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunları gerekli gördüğü takdirde halkoyuna sunar.

Milli güvenlik politikalarını belirler ve gerekli tedbirleri alır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Türk Silahlı Kuvvetlerinin Başkomutanlığını temsil eder.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar verir.

Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebiyle kişilerin cezalarını hafifletir veya kaldırır.

Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir. Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemez. Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde, kanun hükümleri uygulanır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelir.

Cumhurbaşkanı, kanunların uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilir.

Kararnameler ve yönetmelikler, yayımdan sonraki bir tarih belirlenmemişse, Resmî Gazetede yayımlandıkları gün yürürlüğe girer.

Cumhurbaşkanı, ayrıca Anayasada ve kanunlarda verilen seçme ve atama görevleri ile diğer görevleri yerine getirir ve yetkileri kullanır.”

MADDE 9 – 2709 sayılı Kanunun 105 inci maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“E. Cumhurbaşkanının cezai sorumluluğu

MADDE 105 – Cumhurbaşkanı hakkında, bir suç işlediği iddiasıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının salt çoğunluğunun vereceği önergeyle soruşturma açılması istenebilir. Meclis, önergeyi en geç bir ay içinde görüşür ve üye tamsayısının beşte üçünün gizli oyuyla soruşturma açılmasına karar verebilir.

Soruşturma açılmasına karar verilmesi halinde, Meclisteki siyasi partilerin, güçleri oranında komisyona verebilecekleri üye sayısının üç katı olarak gösterecekleri adaylar arasından her siyasi parti için ayrı ayrı ad çekme suretiyle kurulacak onbeş kişilik bir komisyon tarafından soruşturma yapılır. Komisyon, soruşturma sonucunu belirten raporunu iki ay içinde Meclis Başkanlığına sunar. Soruşturmanın bu sürede bitirilememesi halinde, komisyona bir aylık yeni ve kesin bir süre verilir.

Rapor Başkanlığa verildiği tarihten itibaren on gün içinde dağıtılır, dağıtımından itibaren on gün içinde Genel Kurulda görüşülür. Türkiye Büyük Millet Meclisi, üye tamsayısının üçte ikisinin gizli oyuyla Yüce Divana sevk kararı alabilir. Yüce Divan yargılaması üç ay içinde tamamlanır, bu sürede tamamlanamazsa bir defaya mahsus olmak üzere üç aylık ek süre verilir, yargılama bu sürede kesin olarak tamamlanır.

Hakkında soruşturma açılmasına karar verilen Cumhurbaşkanı, seçim kararı alamaz.

Yüce Divanda seçilmeye engel bir suçtan mahkûm edilen Cumhurbaşkanının görevi sona erer.

Cumhurbaşkanının görevde bulunduğu sürede işlediği iddia edilen suçlar için görevi bittikten sonra da bu madde hükmü uygulanır.”

MADDE 10 – 2709 sayılı Kanunun 106 ncı maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“F. Cumhurbaşkanı yardımcıları, Cumhurbaşkanına vekâlet ve bakanlar

MADDE 106 – Cumhurbaşkanı, seçildikten sonra bir veya daha fazla Cumhurbaşkanı yardımcısı atayabilir.

Cumhurbaşkanlığı makamının herhangi bir nedenle boşalması halinde, kırkbeş gün içinde Cumhurbaşkanı seçimi yapılır. Yenisi seçilene kadar Cumhurbaşkanı yardımcısı Cumhurbaşkanlığına vekâlet eder ve Cumhurbaşkanına ait yetkileri kullanır. Genel seçime bir yıl veya daha az kalmışsa Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimi de Cumhurbaşkanı seçimi ile birlikte yenilenir. Genel seçime bir yıldan fazla kalmışsa seçilen Cumhurbaşkanı Türkiye Büyük Millet Meclisi seçim tarihine kadar görevine devam eder. Kalan süreyi tamamlayan Cumhurbaşkanı açısından bu süre dönemden sayılmaz. Türkiye Büyük Millet Meclisi genel seçimlerinin yapılacağı tarihte her iki seçim birlikte yapılır.

Cumhurbaşkanının hastalık ve yurt dışına çıkma gibi sebeplerle geçici olarak görevinden ayrılması hallerinde, Cumhurbaşkanı yardımcısı Cumhurbaşkanına vekâlet eder ve Cumhurbaşkanına ait yetkileri kullanır.

Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar, milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olanlar arasından Cumhurbaşkanı tarafından atanır ve görevden alınır. Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar, 81 inci maddede yazılı şekilde Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde andiçerler. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Cumhurbaşkanı yardımcısı veya bakan olarak atanırlarsa üyelikleri sona erer.

Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar, Cumhurbaşkanına karşı sorumludur. Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar hakkında görevleriyle ilgili suç işledikleri iddiasıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının salt çoğunluğunun vereceği önergeyle soruşturma açılması istenebilir. Meclis, önergeyi en geç bir ay içinde görüşür ve üye tamsayısının beşte üçünün gizli oyuyla soruşturma açılmasına karar verebilir.

Soruşturma açılmasına karar verilmesi halinde, Meclisteki siyasi partilerin, güçleri oranında komisyona verebilecekleri üye sayısının üç katı olarak gösterecekleri adaylar arasından, her siyasi parti için ayrı ayrı ad çekme suretiyle kurulacak onbeş kişilik bir komisyon tarafından soruşturma yapılır. Komisyon, soruşturma sonucunu belirten raporunu iki ay içinde Meclis Başkanlığına sunar. Soruşturmanın bu sürede bitirilememesi halinde, komisyona bir aylık yeni ve kesin bir süre verilir.

Rapor Başkanlığa verildiği tarihten itibaren on gün içinde dağıtılır ve dağıtımından itibaren on gün içinde Genel Kurulda görüşülür. Türkiye Büyük Millet Meclisi, üye tamsayısının üçte ikisinin gizli oyuyla Yüce Divana sevk kararı alabilir. Yüce Divan yargılaması üç ay içinde tamamlanır, bu sürede tamamlanamazsa bir defaya mahsus olmak üzere üç aylık ek süre verilir, yargılama bu sürede kesin olarak tamamlanır.

Bu kişilerin görevde bulundukları sürede, görevleriyle ilgili işledikleri iddia edilen suçlar bakımından, görevleri bittikten sonra da beşinci, altıncı ve yedinci fıkra hükümleri uygulanır.

Yüce Divanda seçilmeye engel bir suçtan mahkûm edilen Cumhurbaşkanı yardımcısı veya bakanın görevi sona erer.

Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar, görevleriyle ilgili olmayan suçlarda yasama dokunulmazlığına ilişkin hükümlerden yararlanır.

Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir.”

MADDE 11 – 2709 sayılı Kanunun 116 ncı maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“H. Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanı seçimlerinin yenilenmesi

MADDE 116 – Türkiye Büyük Millet Meclisi, üye tamsayısının beşte üç çoğunluğuyla seçimlerin yenilenmesine karar verebilir. Bu halde Türkiye Büyük Millet Meclisi genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır.

Cumhurbaşkanının seçimlerin yenilenmesine karar vermesi halinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır.

Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde, Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir.

Seçimlerinin birlikte yenilenmesine karar verilen Meclisin ve Cumhurbaşkanının yetki ve görevleri, yeni Meclisin ve Cumhurbaşkanının göreve başlamasına kadar devam eder.

Bu şekilde seçilen Meclis ve Cumhurbaşkanının görev süreleri de beş yıldır.”

MADDE 12 – 2709 sayılı Kanunun 119 uncu maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve kenar başlıkları metinden çıkarılmıştır.

“III. Olağanüstü hal yönetimi

MADDE 119 – Cumhurbaşkanı; savaş, savaşı gerektirecek bir durumun başgöstermesi, seferberlik, ayaklanma, vatan veya Cumhuriyete karşı kuvvetli ve eylemli bir kalkışma, ülkenin ve milletin bölünmezliğini içten veya dıştan tehlikeye düşüren şiddet hareketlerinin yaygınlaşması, anayasal düzeni veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerinin ortaya çıkması, şiddet olayları nedeniyle kamu düzeninin ciddî şekilde bozulması, tabiî afet veya tehlikeli salgın hastalık ya da ağır ekonomik bunalımın ortaya çıkması hallerinde yurdun tamamında veya bir bölgesinde, süresi altı ayı geçmemek üzere olağanüstü hal ilan edebilir.

Olağanüstü hal ilanı kararı, verildiği gün Resmî Gazetede yayımlanır ve aynı gün Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi tatilde ise derhal toplantıya çağırılır; Meclis gerekli gördüğü takdirde olağanüstü halin süresini kısaltabilir, uzatabilir veya olağanüstü hali kaldırabilir.

Cumhurbaşkanının talebiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi her defasında dört ayı geçmemek üzere süreyi uzatabilir. Savaş hallerinde bu dört aylık süre aranmaz.

Olağanüstü hallerde vatandaşlar için getirilecek para, mal ve çalışma yükümlülükleri ile 15 inci maddedeki ilkeler doğrultusunda temel hak ve hürriyetlerin nasıl sınırlanacağı veya geçici olarak durdurulacağı, hangi hükümlerin uygulanacağı ve işlemlerin nasıl yürütüleceği kanunla düzenlenir.

Olağanüstü hallerde Cumhurbaşkanı, olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda, 104 üncü maddenin onyedinci fıkrasının ikinci cümlesinde belirtilen sınırlamalara tabi olmaksızın Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir. Kanun hükmündeki bu kararnameler Resmî Gazetede yayımlanır, aynı gün Meclis onayına sunulur.

Savaş ve mücbir sebeplerle Türkiye Büyük Millet Meclisinin toplanamaması hâli hariç olmak üzere; olağanüstü hal sırasında çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnameleri üç ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülür ve karara bağlanır. Aksi halde olağanüstü hallerde çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnamesi kendiliğinden yürürlükten kalkar.”

MADDE 13 – 2709 sayılı Kanunun 142 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“Disiplin mahkemeleri dışında askerî mahkemeler kurulamaz. Ancak savaş halinde, asker kişilerin görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevli askerî mahkemeler kurulabilir.”

MADDE 14 – 2709 sayılı Kanunun 159 uncu maddesinin başlığı ile birinci ve dokuzuncu fıkralarında yer alan “Yüksek” ibareleri madde metninden çıkarılmış; iki, üç, dört ve beşinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş; altıncı fıkrasında yer alan “asıl” ibaresi madde metninden çıkarılmış; dokuzuncu fıkrasında yer alan “kanun, tüzük, yönetmeliklere ve genelgelere” ibaresi “kanun ve diğer mevzuata” şeklinde değiştirilmiştir.

“Hâkimler ve Savcılar Kurulu onüç üyeden oluşur; iki daire halinde çalışır.

Kurulun Başkanı Adalet Bakanıdır. Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kurulun tabiî üyesidir. Kurulun, üç üyesi birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş adlî yargı hâkim ve savcıları arasından, bir üyesi birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş idarî yargı hâkim ve savcıları arasından Cumhurbaşkanınca; üç üyesi Yargıtay üyeleri, bir üyesi Danıştay üyeleri, üç üyesi nitelikleri kanunda belirtilen yükseköğretim kurumlarının hukuk dallarında görev yapan öğretim üyeleri ile avukatlar arasından Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilir. Öğretim üyeleri ile avukatlar arasından seçilen üyelerden, en az birinin öğretim üyesi ve en az birinin de avukat olması zorunludur. Kurulun Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilecek üyeliklerine ilişkin başvurular, Meclis Başkanlığına yapılır. Başkanlık, başvuruları Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona gönderir. Komisyon her bir üyelik için üç adayı, üye tamsayısının üçte iki çoğunluğuyla belirler. Birinci oylamada aday belirleme işleminin sonuçlandırılamaması halinde ikinci oylamada üye tamsayısının beşte üç çoğunluğu aranır. Bu oylamada da aday belirlenemediği takdirde, her bir üyelik için en çok oyu alan iki aday arasında ad çekme usulü ile aday belirleme işlemi tamamlanır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Komisyon tarafından belirlenen adaylar arasından, her bir üye için ayrı ayrı gizli oyla seçim yapar. Birinci oylamada üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu; bu oylamada seçimin sonuçlandırılamaması halinde, ikinci oylamada üye tamsayısının beşte üç çoğunluğu aranır. İkinci oylamada da üye seçilemediği takdirde en çok oyu alan iki aday arasında ad çekme usulü ile üye seçimi tamamlanır.

Üyeler dört yıl için seçilir. Süresi biten üyeler bir kez daha seçilebilir.

Kurul üyeliği seçimi, üyelerin görev süresinin dolmasından önceki otuz gün içinde yapılır. Seçilen üyelerin görev süreleri dolmadan Kurul üyeliğinin boşalması durumunda, boşalmayı takip eden otuz gün içinde, yeni üyelerin seçimi yapılır.”

MADDE 15 – 2709 sayılı Kanunun 161 inci maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“A. Bütçe ve kesinhesap

MADDE 161 – Kamu idarelerinin ve kamu iktisadî teşebbüsleri dışındaki kamu tüzel kişilerinin harcamaları yıllık bütçelerle yapılır.

Malî yıl başlangıcı ile merkezi yönetim bütçesinin hazırlanması, uygulanması ve kontrolü ile yatırımlar veya bir yıldan fazla sürecek iş ve hizmetler için özel süre ve usuller kanunla düzenlenir. Bütçe kanununa, bütçe ile ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm konulamaz.

Cumhurbaşkanı bütçe kanun teklifini, malî yılbaşından en az yetmişbeş gün önce, Türkiye Büyük Millet Meclisine sunar. Bütçe teklifi Bütçe Komisyonunda görüşülür. Komisyonun ellibeş gün içinde kabul edeceği metin Genel Kurulda görüşülür ve malî yılbaşına kadar karara bağlanır.

Bütçe kanununun süresinde yürürlüğe konulamaması halinde, geçici bütçe kanunu çıkarılır. Geçici bütçe kanununun da çıkarılamaması durumunda, yeni bütçe kanunu kabul edilinceye kadar bir önceki yılın bütçesi yeniden değerleme oranına göre artırılarak uygulanır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Genel Kurulda kamu idare bütçeleri hakkında düşüncelerini her bütçenin görüşülmesi sırasında açıklarlar, gider artırıcı veya gelirleri azaltıcı önerilerde bulunamazlar.

Genel Kurulda kamu idare bütçeleri ile değişiklik önergeleri, üzerinde ayrıca görüşme yapılmaksızın okunur ve oylanır.

Merkezî yönetim bütçesiyle verilen ödenek, harcanabilecek tutarın sınırını gösterir. Harcanabilecek tutarın Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle aşılabileceğine dair bütçe kanununa hüküm konulamaz.

Carî yıl bütçesindeki ödenek artışını öngören değişiklik teklifleri ile carî ve izleyen yılların bütçelerine malî yük getiren tekliflerde, öngörülen giderleri karşılayabilecek malî kaynak gösterilmesi zorunludur.

Merkezî yönetim kesinhesap kanunu teklifi, ilgili olduğu malî yılın sonundan başlayarak en geç altı ay sonra Cumhurbaşkanı tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulur. Sayıştay genel uygunluk bildirimini, ilişkin olduğu kesinhesap kanun teklifinin verilmesinden başlayarak en geç yetmişbeş gün içinde Meclise sunar.

Kesinhesap kanunu teklifi ve genel uygunluk bildiriminin Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olması, ilgili yıla ait Sayıştayca sonuçlandırılamamış denetim ve hesap yargılamasını önlemez ve bunların karara bağlandığı anlamına gelmez.

Kesinhesap kanunu teklifi, yeni yıl bütçe kanunu teklifiyle birlikte görüşülür ve karara bağlanır.”

MADDE 16 – 2709 sayılı Kanunun;

A) 8 inci maddesinde yer alan “ve Bakanlar Kurulu”; 15 inci maddesinin birinci fıkrasında, 17 nci maddesinin dördüncü fıkrasında ve 19 uncu maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “, sıkıyönetim”; 88 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Bakanlar Kurulu ve”, ikinci fıkrasında yer alan “tasarı ve”; 93 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “, doğrudan doğruya veya Bakanlar Kurulunun istemi üzerine,”; 125 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler ile Yüksek Askerî Şuranın kararları yargı denetimi dışındadır. Ancak,” ve altıncı fıkrasında yer alan “sıkıyönetim,”; 148 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “, sıkıyönetim”, altıncı fıkrasında yer alan “, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi” ve “Yüksek”, yedinci fıkrasında yer alan “ile Jandarma Genel Komutanı”; 153 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “tasarı veya”; 154 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Yüksek”; 155 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Başbakan ve Bakanlar Kurulunca gönderilen kanun tasarıları,” ve “tüzük tasarılarını incelemek,”, üçüncü fıkrasında yer alan “Yüksek” ibareleri madde metinlerinden çıkarılmıştır.
B) 73 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “Bakanlar Kuruluna” ibaresi “Cumhurbaşkanına”; 78 inci maddesinin başlığı “D. Seçimlerin geriye bırakılması ve ara seçimler”; 117 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Bakanlar Kurulu” ibaresi “Cumhurbaşkanı”; 118 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Başbakan yardımcıları,” ibaresi “Cumhurbaşkanı yardımcıları,”, “Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ve Jandarma Genel Komutanından” ibaresi “Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava kuvvetleri komutanlarından”, üçüncü fıkrasında yer alan “Bakanlar Kuruluna” ibaresi “Cumhurbaşkanına”, “Bakanlar Kurulunca” ibaresi “Cumhurbaşkanınca”, dördüncü fıkrasında yer alan “Başbakan” ibaresi “Cumhurbaşkanı yardımcıları”, beşinci fıkrasında yer alan “Başbakanın” ibaresi “Cumhurbaşkanı yardımcısının”, altıncı fıkrasında yer alan “kanunla” ibaresi “Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle”; 123 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak” ibaresi “kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle”; 124 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Başbakanlık” ibaresi “Cumhurbaşkanı” ve “tüzüklerin” ibaresi “Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin”; 127 nci maddesinin altıncı fıkrasında yer alan “Bakanlar Kurulunun” ibaresi “Cumhurbaşkanının”; 131 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “ve Bakanlar Kurulunca” ibaresi “tarafından”; 134 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Başbakanlığa” ibaresi “Cumhurbaşkanının görevlendireceği bakana”; 137 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “tüzük” ibaresi “Cumhurbaşkanlığı kararnamesi”; 148 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “kanun hükmünde kararnamelerin” ibareleri “Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin”, altıncı fıkrasında yer alan “Bakanlar Kurulu üyelerini” ibaresi “Cumhurbaşkanı yardımcılarını, bakanları”; 149 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “oniki” ibaresi “on”; 150 nci maddesinde yer alan “kanun hükmündeki kararnamelerin” ibaresi “Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin” ve “iktidar ve anamuhalefet partisi Meclis grupları ile Türkiye Büyük Millet Meclisi” ibaresi “Türkiye Büyük Millet Meclisinde en fazla üyeye sahip iki siyasi parti grubuna ve”; 151 inci maddesi ile 153 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “kanun hükmünde kararname” ibareleri “Cumhurbaşkanlığı kararnamesi”; 152 nci maddesinin birinci fıkrası ile 153 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “kanun hükmünde kararnamenin” ibareleri “Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin”; 158 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “adli, idari ve askeri” ibaresi “adli ve idari”; 166 ncı maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “hükümete” ibaresi “Cumhurbaşkanına”; 167 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Bakanlar Kuruluna” ibaresi “Cumhurbaşkanına” şeklinde değiştirilmiştir.
C) 89 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “geri gönderilen kanunu” ibaresinden sonra gelmek üzere “üye tamsayısının salt çoğunluğuyla” ve 117 nci maddesinin üçüncü fıkrasının başına “Cumhurbaşkanınca atanan” ibareleri eklenmiştir.

Ç) 108 inci maddesinin birinci fıkrasına “inceleme,” ibaresinden önce gelmek üzere “idari soruşturma,” ibaresi eklenmiş; ikinci fıkrasında yer alan “Silahlı Kuvvetler ve” ibaresi madde metninden çıkarılmış; üçüncü fıkrasında yer alan “üyeleri ve üyeleri içinden Başkanı, kanunda belirlenen nitelikteki kişiler arasından,” ibaresi “Başkan ve üyeleri,” şeklinde ve dördüncü fıkrasında yer alan “kanunla” ibaresi “Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle” şeklinde değiştirilmiştir.

D) 146 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “onyedi” ibaresi “onbeş” şeklinde değiştirilmiş, üçüncü fıkrasında yer alan “, bir üyeyi Askerî Yargıtay, bir üyeyi Askerî Yüksek İdare Mahkemesi” ibaresi ile dördüncü fıkrasında yer alan “, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi” ibareleri madde metninden çıkarılmıştır.
E) 82 nci maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi, 96 ncı maddesinin ikinci fıkrası, 117 nci maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları, 127 nci maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesi, 150 nci maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi ile 91, 99, 100, 102, 107, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 115, 120, 121, 122, 145, 156, 157, 162, 163 ve 164 üncü maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır.

MADDE 17 – 2709 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 21 – A) Türkiye Büyük Millet Meclisinin 27’nci Yasama Dönemi milletvekili genel seçimi ve Cumhurbaşkanlığı seçimi 3/11/2019 tarihinde birlikte yapılır. Seçimin yapılacağı tarihe kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri ve Cumhurbaşkanının görevi devam eder. Meclisin seçim kararı alması halinde, 27’nci Yasama Dönemi milletvekili genel seçimi ve Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır.

B) Bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren en geç altı ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu Kanunla yapılan değişikliklerin gerektirdiği Meclis İçtüzüğü değişikliği ile diğer kanuni düzenlemeleri yapar. Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenleneceği belirtilen değişiklikler ise Cumhurbaşkanının göreve başlama tarihinden itibaren en geç altı ay içinde Cumhurbaşkanı tarafından düzenlenir.
C) Anayasanın 159 uncu maddesinde yapılan düzenlemeye göre Hâkimler ve Savcılar Kurulu üyeleri en geç otuz gün içinde seçilirler ve bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonraki kırkıncı günü takip eden iş günü görevlerine başlarlar. Başvurular, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş gün içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına yapılır. Başkanlık, başvuruları Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona gönderir. Komisyon on gün içinde her bir üyelik için üç adayı üye tamsayısının üçte iki çoğunluğuyla belirler. Birinci oylamada üçte iki çoğunlukla seçimin sonuçlandırılamaması halinde, ikinci ve üçüncü oylamalar yapılır; bu oylamalarda üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun oyunu alan aday seçilmiş olur. Beşte üç çoğunluğun sağlanamaması halinde üçüncü oylamada en çok oyu almış olan, seçilecek üyelerin iki katı aday arasından ad çekme usulü ile üye belirleme işlemi tamamlanır. Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu aynı usul ve nisapları gözeterek onbeş gün içinde seçimi tamamlar. Mevcut Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeleri, yeni üyelerin göreve başlayacağı tarihe kadar görevlerine devam eder ve bu süre içinde yürürlükteki Kanun hükümlerine göre çalışır. Yeni üyeler, ilgili kanunda değişiklik yapılıncaya kadar mevcut Kanunun Anayasaya aykırı olmayan hükümleri uyarınca çalışır. Görevi sona eren ve Hâkimler ve Savcılar Kuruluna yeniden seçilmeyen üyelerden, talepleri halinde adli yargı hâkim ve savcıları arasından seçilenler Yargıtay üyeliğine, idari yargı hâkim ve savcıları arasından seçilenler Danıştay üyeliğine Hâkimler ve Savcılar Kurulunca seçilir; öğretim üyeleri ve avukatlar arasından seçilenler ise Danıştay üyeliğine Cumhurbaşkanınca atanır. Bu şekilde yapılan seçim ve atamalarda boş kadro olup olmadığına bakılmaz, seçilen ve atanan üye sayısı kadar Yargıtay ve Danıştay kadrolarına üye kadrosu ilave edilir.
D) Askerî Yargıtay ve Askerî Yüksek İdare Mahkemesinden Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçilmiş bulunan kişilerin herhangi bir sebeple görevleri sona erene kadar üyelikleri devam eder.
E) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve askerî mahkemeler kaldırılmıştır.

Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren dört ay içinde; Askerî Yargıtay ve Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin askerî hâkim sınıfından Başkan, Başsavcı, İkinci Başkan ve üyeleri ile diğer askerî hâkimler (yedek subaylar hariç) tercihleri ve müktesepleri dikkate alınarak;

a) Hâkimler ve Savcılar Kurulunca adli veya idari yargıda hâkim veya savcı olarak atanabilirler.
b) Aylık, ek gösterge, ödenek, yargı ödeneği, ek ödeme, malî, sosyal hak ve yardımlar ile diğer hakları yönünden emsali adli veya idari yargıya mensup hâkim ve savcılar, bunların dışındaki hak ve yükümlülükler yönünden ise bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihteki mevzuat hükümleri uygulanmaya devam edilmek suretiyle Millî Savunma Bakanlığınca mevcut sınıflarında, Bakanlık veya Genelkurmay Başkanlığının hukuk hizmetleri kadrolarına atanırlar. Bunlardan, emeklilik hakkını elde edenlerden yaş haddinden önce bu görevlerden kendi istekleriyle ayrılacaklara ödenecek tazminata ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir.

Kaldırılan askerî yargı mercilerinde görülmekte olan dosyalardan; kanun yolu incelemesi aşamasında olanlar ilgisine göre Yargıtay veya Danıştaya, diğer dosyalar ise ilgisine göre görevli ve yetkili adli veya idari yargı mercilerine dört ay içinde gönderilir.

F) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte yürürlükte bulunan kanun hükmünde kararnameler, tüzükler, Başbakanlık ve Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılan yönetmelikler ile diğer düzenleyici işlemler yürürlükten kaldırılmadıkça geçerliliğini sürdürür. Yürürlükte bulunan kanun hükmünde kararnameler hakkında 152 nci ve 153 üncü maddelerin uygulanmasına devam olunur.
G) Kanunlar ve diğer mevzuat ile Başbakanlık ve Bakanlar Kuruluna verilen yetkiler, ilgili mevzuatta değişiklik yapılıncaya kadar Cumhurbaşkanı tarafından kullanılır.
H) Anayasanın 67 nci maddesinin son fıkrası hükmü, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra birlikte yapılacak ilk milletvekili genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi bakımından uygulanmaz.”

MADDE 18 – Bu Kanun ile Anayasanın;

a) 8, 15, 17, 19, 73, 82, 87, 88, 89, 91, 93, 96, 98, 99, 100, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111, 112, 113 üncü maddelerinde yapılan değişiklikler ile 114 üncü maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarının ilgaları yönünden, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 123, 124 ve 125 inci maddelerinde yapılan değişiklikler ile 127 nci maddenin son fıkrasına dair değişiklik; 131, 134, 137 nci maddelerinde yapılan değişiklikler ile 148 inci maddenin birinci fıkrasındaki değişiklik ile altıncı fıkrasındaki “Bakanlar Kurulu üyelerini” ibaresine dair değişiklik, 150, 151, 152, 153, 155 inci maddenin ikinci fıkrası, 161, 162, 163, 164, 166 ve 167 nci maddelerinde yapılan değişiklikler ile geçici 21 inci maddenin (F) ve (G) fıkraları, birlikte yapılan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucunda Cumhurbaşkanının göreve başladığı tarihte,
b) 75, 77, 101 ve 102 nci maddelerinde yapılan değişiklikler, birlikte yapılacak ilk Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin takvimin başladığı tarihte,
c) Değiştirilen diğer hükümleri ile 101 inci maddesinin son fıkrasında yer alan “Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisi ile ilişiği kesilir” ibaresinin ilgası bakımından yayımı tarihinde,

yürürlüğe girer ve halkoyuna sunulması halinde tümüyle oylanır.

cbgAds.AdsInline(1891);

Tuğrul Türkeş’ten referandum yorumu

Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş, 16 Nisan’daki halk oylamasına az süre kaldığını anımsatarak, “Bu seçim, 10 yıl önce ‘Cumhurbaşkanını halk seçsin’ diye başlayan süreçte bir ikmal, tamamlama çalışmasıdır. Buradaki hedef daha iyi bir yönetim, istikrardır.” dedi.

FOX TV’de soruları yanıtlayan Türkeş, yeni sistemdeki bazı yetkiler için “Efendim sabah kalkacak, tüm kahvehaneleri kapatacak.” tarzı eleştiriler getirildiğini ancak yüzde 50’den fazla oy alacak bir cumhurbaşkanının asla böyle şeyler yapamayacağını dile getirdi.

“CHP DAHİL HİÇBİR PARTİ ‘DELİ’ SEÇMEDİ”

CHP dahil hiçbir partinin, “deli” vekil seçmediğini anlatan Türkeş, bu milletin feraset sahibi ve sorumlu olduğunu, oyunu ve tercihini her zaman doğrudan yana kullandığını belirtti.

Türkeş, bu tür iddiaların çok “havada” ve gerçek dışı olduğunu dile getirerek, “En üzücüsü, AK Parti’nin mevcut kadrolarının alternatifi yok. Çıkıp, ‘Bu yetkiler var ama yarın ben cumhurbaşkanı olursam bunun yarısını yüzde 75’ini kullanacağım.’ diyen adam yok. ‘AK Parti de facto iktidar. AK Parti’den de facto Cumhurbaşkanı çıkacak. Biz de AK Parti’ye karşıyız. Onlar bunu kötüye kullanırlar.’ Böyle bir mantık olmaz.” diye konuştu.

Cumhurbaşkanının, halkın yüzde 50’sinden fazlasının oyuyla seçileceğini anımsatan Türkeş, zamanında, merkez sağda bilinen bir partinin saygıdeğer bir yöneticisinin, “düz ova siyaseti” diye bir laf attığını ve o dakika siyaset dışı kaldığını, bunun da otokontrol olduğunu anlattı.

“HALKIN KARARINA SAYGI GÖSTERELİM”

Tuğrul Türkeş, yeni anayasada “açık” olmadığını dile getirerek, şöyle devam etti:

“Açık, diğer partilerin kendilerini iktidar alternatifi görmemesinde. Daha iyi aday çıkar, senin cumhurbaşkanın gelsin, bu eksikleri tamamlayalım, daha iyi bir yönetim tarzı ortaya koyalım. Desin ki ‘Bu yetkiler bana göre biraz fazla. Ben daha azını kullanacağım.’ ve azını kullan. Ahmet Necdet Sezer her davete gitti mi yurt dışında? Şimdi mesela diyelim ki bir cumhurbaşkanı yurt dışından her davete icabet ediyor. Başka bir cumhurbaşkanı bunların içinden seçiyor. Üçüne beşine, zorunlu gördüğüne gidiyor. Gerisine gitmiyor. Burada mecbur edebilir misin? ‘Hayır sen bunların hepsine gideceksin.’ denilebilir mi? Demokrasiye güvenelim. Yarının Türkiye’sinde halkın kararlarına saygı gösterelim. İnsanlar hala bir şeye kafasını odaklayamadı. Bir partiden Meclis’e girerek yüzde 30’la Başbakan olursun. O ayrı. Burada halkın yüzde 50’sinden fazlasının seçtiği bir cumhurbaşkanı ülkeyi yönetecek. Partizanlık yapmaya, taraflı davranmaya kalkarsa, ikinci 5 yılı çiz. Hiç kimsenin partisi yüzde 50’nin üstünde değildir. Yüzde 50’nin üzerinde cumhurbaşkanı demek, toplumun farklı kesimleriyle uzlaşarak oraya çıkan şahsiyet demek. Hanım, bey kimse. Ama yani yeni sistemi hiç anlamadılar bunlar. Bunlar tamamıyla Recep Tayyip Erdoğan’ı eleştiri odaklı. Kamuoyundaki tartışmanın çoğu, ‘Nasılsa Recep Tayyip Erdoğan bundan sonra da seçilecek. Onun için işte ya yaparsa.’ Böyle bir mantık olmaz. Sen alternatifini hazırla. 2019, iki sene var. Fevkalade bir süreç cumhurbaşkanı adayları için. Hodri meydan.”

“BIÇAK SIRTI, KİMSE BİLMİYOR”

Cumhurbaşkanının seçimlere götürme hakkıyla ilişkili eleştirilerin hatırlatılması üzerine Türkeş, bunun çok kolay bir karar olmadığını aktardı.

Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş, vatandaşın oyunun garanti olmadığının altını çizerek, şunları kaydetti:

“Sen cumhurbaşkanı olacaksın. 600 milletvekili var. Döneceksin. Sudan bir sebeple halka gideceksin. Çok kolay bir karar mı? Meclis’e ve oradan birine kızdın diye kendi ipini dahil çekeceksin. ‘Seçime gidiyorum.’ Vatandaşın oyu kimin cebinde? Halk oylamasına 10 gün var. ‘Evet’ mi, ‘hayır’ mı çıkacak diyebilen babayiğit var mı? Herkes kılıcın üzerinde. Bıçak sırtı. ‘Yüzde 10-13 kararsız var.’ Lafı çevirmeyin. Hiç kimse bilmiyor vatandaşın ne vereceğini. Vatandaş yüzde 60-70 ‘Evet’ de ‘Hayır’ da diyebilir. Şimdi bu şartlarda bir partinin genel başkanı olup genel seçimine girmek ayrı. Milletvekili seçimine girersin. Allah ne verdiyse her partinin bir nasibi vardır. Üç aşağı beş yukarı alırsın ama cumhurbaşkanlığı dediğimiz yüzde 50’nin üzerinde alacaksın. Bir cumhurbaşkanı adayı Meclis’i feshedeyim uğruna kendi pozisyonun risk eder mi sanıyorsunuz?”

“BATININ ARKASINDAN GİTMEK ZORUNDA MIYIM?”

Bazı akademisyenlerin, dünyanın hiçbir başkanlık sisteminde, başkanın meclisi seçime götürme yetkisinin olmadığını söylediğinin hatırlatılması üzerine, “Akademisyenler batıda hiçbir zaman siyasetin bu kadar içine burnunu sokmaz. Gelişmiş demokrasilerin hiçbirinde o ülkenin en iyi siyaset bilimcisi alıp Başbakan, Cumhurbaşkanı yapmazlar. Hepsi sahadan çıkar. Putperestlikle, düne takılıp kalmakla olmaz. Demokrasi dinamik bir şeydir. Bu yapıyı yarına göre planlamamız lazım. Yani 2 akademisyen, ‘Biz baktık. Batıda bunları hiç görmedik.’ Ne yapayım yani? Ben batının arkasından gitmek zorunda mıyım? Ben farklı bir uygulamayı niye yapamayayım? ifadelerini kullandı.

Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş, şartların eşit olup olmadığı yönündeki soruyu şöyle yanıtladı:

“Türkiye halk oylamasına gidiyor. Bu seçim, 10 yıl önce ‘Cumhurbaşkanını halk seçsin’ diye başlayan süreçte bir ikmal, tamamlama çalışmasıdır. Buradaki hedef daha iyi bir yönetim, istikrardır. Yani koalisyonlar olmasın. 7 Haziran’ı hatırlayalım. O zaman Meclis’te bir koalisyon aritmetiği çıktı. 3 parti de elini taşın altına koymadı. Bu tip olayları yaşadık. Bunların hepsi unutuluyor. Sonra da burada problemi yaratanlar, bu problemleri aşmak için gelen çözüm önerilerine alternatif çözüm önerileri de sunmuyorlar ama bunu sadece eleştiriyorlar. Burada yarın gençler için Türkiye için yarın çok mühimdir. Yarın da demokrasi mühimdir. Hukukun büyümesi, genişlemesi, mülkiyet hakkını herkes tarafından iyi bilinmesi ve sahiplenilmesi, iktidarın da bunu güvence altına alması önemlidir. Bunları yapmak istiyoruz.”

cbgAds.AdsInline(1891);

Erdoğan: O problemi çözemezsek bu hayat bize haram olsun

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Biz vatandaşımın derdiyle dertlenemez, o problemi çözemezsek bu hayat bize haram olsun” dedi. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Beştepe Millet Kültür ve Kongre Merkezi’nde “Güzel Bir Türkiye İçin Tabii ki Evet” programında konuştu. Erdoğan’ın konuşmasının satırbaşları şöyle:

“SESSİZ DEVRİM GERÇEKLEŞTİRDİK”

“Pek çok kişi 16 Nisandan sonra ne olacak sorusunu soruyor. Bu soruya en güzel cevabı sizler vermişsiniz. Söyleyim daha güzel bir Türkiye olacak. 14 yıl bu ülkede bizler bir sessiz devrim gerçekleştirdik. Bunu bize bugün saldıran konuşuyor. Neydi o göreve geldik, başbakan oldum, 100 günlük bir program. 100 günde Türkiye tırmanmaya başladı. Hamdolsun kişibaşı milli geliri 3 bin 500 dolar olan Türkiye 11 bin dolara çıkmış vaziyette. Adama sormazlar mı 10 yıllar boyu bu ülkede bizi 3 bin 500 dolarlarda niye süründürdünüz diye sormazlar mı?

EĞİTİME YATIRIM

Eğitimde geldiğimizde 75 üniversite vardı, şimdi 181 üniversitemiz var. Üniversitemiz olmayan ilimiz yok. 270 bin derslik yaptık. Şimdi şehir hastanelerimiz var. 30 büyükşehirimizde bu şehir hastanelerimiz olacak. Biz vatandaşımın derdiyle dertlenemez, o problemi çözemezsek bu hayat bize haram olsun.

HAYIR ÇADIRINA ZİYARET

Dün bir hayır çadırına girdim, ‘Niye hayır diyorsunuz’ dedim. ‘Çağdaş bir Türkiye için’ dediler. ‘Neyiniz eksik dedim’ cevap yok. Cevap yok. Sloganik konuşmuyorum, niye neyi yapıyoruz bunu bilelim. Şu anda Türkiye’de, Yavuz Sultan Selim Köprüsü var. 4 geliş, 4 gidiş, bir de tren ilave ediyoruz. Bir tanesi hemen atladı ‘Niye Yavuz Sultan Selim Köprüsü’ dediniz. Yazıklar olsun, iyi tanıyamamışsınız. Böyle bir sultanın ismini oraya vermekten daha doğal bir şey olabilir mi? Neyi neden, nasıl; bu soruyu kendimize sormazsak cevabı bu şekilde alıyoruz.

Eskiden diyorlardı ya ‘Çılgın Türkler’ diye, Türkler çıldırdı diyorlar şimdi. 16 Nisan sonrası daha güzel bir Türkiye olacak. Demokraside, hak ve özgürlüklerde daha güzel bir Türkiye olacak.

Şu anda doğalgazın ulaşmadığı il kalmadı. 81 ilin tamamına doğalgaz ulaşmış durumda. Biz geldiğimizde 6 vilayette vardı. Bunlar çağdaş olmak, modern olmak nedir bilmiyorlar. Lafla değil, icraatla oluyor. 

Binali Yıldırım’dan Kemal Kılıçdaroğlu’na: Gün görmemiş yalan var bunda

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Binali Yıldırım, “Gün görmemiş yalan var bunda. Bu sabah diyor ki ‘Sadece cumhurbaşkanı, vali, büyükelçi bu değişiklik olursa Türk bayrağı taşıyacak, başka kimse taşımayacak.’ Şu bayrakları bir kaldırın da Kılıçdaroğlu görsün. Bu bayrağa laf edenin, bu bayrağa göz dikenin canına okur Karaman.” dedi.

Başbakan Yıldırım, anayasa değişikliği halk oylamasına ilişkin partisince Aktekke 15 Temmuz Demokrasi Meydanı’nda düzenlenen mitingde halka hitap etti.

Yıldırım, Karaman’ın, Karamanoğlu Mehmet Bey, Yunus Emre, Hazreti Mevlana’nın annesi Mümine Hatun, Piri Reis, Kemal Reis ve İstiklal mücadelesinin komutanı Kazım Karabekir’in şehri olduğunu dile getirdi.

Karaman’ın, nice değerli şahsiyetler yetiştirdiğini, nice kahramanı bağrından çıkardığını belirten Yıldırım, “Karamanlı bir yiğit, 15 Temmuz gecesi, FETÖ’nün darbe girişimi sırasında şehit oldu. FETÖ’cü teröristlerin alçak saldırısında, 22 yaşındaki Karamanlı kardeşimiz Muhammet Yalçın, Ankara’da şehit oldu, şehadet şerbetini içti. Allah şehidimizi ve bütün şehitleri Peygamberimize komşu eylesin. Bütün şehitlerimizi rahmetle, şükranla anıyorum.” ifadelerini kullandı.

Yıldırım, bu sırada alandaki vatandaşların, “Darbeler bizi yıldıramaz.” sloganlarına, “Evelallah, işte bu meydan bunu diyor, bunu haykırıyor.” karşılığını verdi.

Karaman yöresine ait “Silindi mi maşrapamın galayı” türküsünün bir bölümünü okuyan Yıldırım, şöyle devam etti:

“Er meydanını namertlere bırakmayan Karaman, şehidinin emanetine sahip çıkmaya var mısın? Türkiye’ye uzanan zalimlerin ellerini kırmaya hazır mısınız? 16 Nisan’da Karaman, yeni bir destan yazmaya var mısınız? 16 Nisan’da Karaman’da sandıklar ‘evet’ oylarıyla dolup taşacak mı? 16 Nisan’da mühürler Türkiye’nin geleceği için basılacak mı? 16 Nisan’da millet sahada, meydanda, vesayet odakları da kırmızı kartı görecek ve Türkiye geleceğe doğru emin adımlarla yürüyecek.”

Yıldırım, 16 Nisan’da yapılacak halk oylamasına 19 gün kaldığına işaret ederek, “Şimdi ‘hayır’ türküsünü söyleyenler, baktı ki millet bunlara aldırış etmiyor, ‘evet’ demeye karar vermiş, telaşlandılar. Ne diyeceklerini, ne yapacaklarını şaşırdılar.” dedi.

“AĞZINDAN ÇIKANI KULAĞI DUYMUYOR”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu eleştiren Yıldırım, şunları kaydetti:

“Gün görmemiş yalan var bunda. Bu sabah diyor ki ‘Sadece cumhurbaşkanı, vali, büyükelçi bu değişiklik olursa Türk bayrağı taşıyacak, başka kimse taşımayacak.’ Şu bayrakları bir kaldırın da Kılıçdaroğlu görsün. Bu bayrağa laf edenin, bu bayrağa göz dikenin canına okur Karaman. Bu ezanlar dinmez, bu bayrak inmez. Her şeyimiz bu. Bu bayrağa laf edemezsiniz. Ağzından çıkanı kulağı duymuyor.

Aşağı mahallede bir yalan söylüyor, yukarı gelmeden unutuyor, tekrar bir yalan söylüyor. Hem ‘evet’ diyenlere ‘vatan haini’ diyeceksin hem de kalkıp ‘hayır diyenler şöyle böyle deniyor.’ diye istismar şovları yapacaksınız. Sen önce meydanlara çık, ‘evet oyu verenler haindir.’ cümlesinin hesabını ver. İşi gücü milletin faydasına olmayan işlerle uğraşmak, kafa karıştırmak. 82 model, darbe mahsulü bir anayasaya sımsıkı sarılmış. Her tarafı dökülen bu anayasayla Türkiye’nin geleceği inşa olur mu? Darbecilerin anayasasıyla gençler geleceğini inşa edebilir mi?”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘hayır’ ziyaretinde CHP’den ilk yorum

CHP Grup Başkanvekili Levent Gök, “Atatürk buna asla ‘evet’ demezdi. Atatürk, Cumhurbaşkanlığı ile Başbakanlığın birleştirilmesine karşı olan bir liderdir. Atatürk istese yapabileceği konumda ve güçteyken bunu elinin tersiyle itmiştir. Tam 87 yıl sonra sizin bunu dayatmanız, Atatürk’e karşı büyük bir haksızlıktır.” dedi.

Gök, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, bugün İstanbul’da halk oylaması standlarını gezerken, “hayır” propagandası yürütülen bir standa ziyarette bulunmasından büyük bir memnuniyet duyduğunu belirterek, “Cumhurbaşkanı da sonunda ‘hayır’ kampanyasına katılanların terörle bir ilgisi olmadığını anlamış bulunmaktadır. Cumhurbaşkanı, bugün hayırlı bir iş yapmıştır.” ifadesini kullandı.

Anayasa değişikliği teklifi içinde yer verilen ve beşte üç çoğunlukla Meclisin seçiminin yenilenmesine karar verme yetkisinin bir fesih yetkisi olduğunu savunan Gök, “Cumhurbaşkanı meseleyi bir başka mecraya çekerek, genel başkanımızla sanki bir seçim mücadelesi yapıyor görüntüsü veriyor. Sayın Cumhurbaşkanı burada bir seçim yapmıyoruz. Sayın Genel Başkanımıza cevap vermek niye size düşsün? O, AKP Genel Başkanının işi.” dedi.

Gök, şunları kaydetti:

“Meclisin yenilenmesi, Mehmet Parsak’ın, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın, Burhan Kuzu’nun dediği gibi bir fesih yetkisidir. Çünkü kapatılıyor ve bir başka seçime doğru götürülüyor Meclis. Kapatılan ve seçimlerin yenilenmesine karar verilen Meclis artık seçimden sonra eski üyelerden oluşan bir Meclis değildir. Yeni bir irade ortaya çıkacaktır ve bu yeni irade önceki oluşan iradeden farklı olacaktır. Önceki iradeyi ortadan kaldıran yetki de kelimenin tam anlamıyla Burhan Kuzu’nun, Mehmet Parsak’ın ve Adalet Bakanı’nın da ifade ettiği gibi bir fesih yetkisidir. Şimdi Sayın Cumhurbaşkanı, Genel Başkanımıza cevap vereceğine çağırsın, Burhan Kuzu’yu, Adalet Bakanı’nı yanına, konuyu bir de onlardan dinlesin ve gereğini yapsın.”

Osmanlı İmparatorluğu’nda, bugün Başbakanlık olarak görülen sadrazamlık makamının bulunduğunu anımsatan Gök, Atatürk’ün, Cumhuriyeti kurduktan sonra da Osmanlı döneminden gelen sistemi koruduğunu, anayasa değişikliğinde ise başbakanlığın kaldırıldığını anlattı.

Anayasa değişikliği teklifi ile gensorunun da kaldırıldığını hatırlatan Gök, 2. Abdülhamid zamanında 1909 yılında da gensorunun verildiğini ve dönemin hükümeti olan Kamil Paşa hükümetinin düşürüldüğünü söyledi.

Gök, “Bu Cumhurbaşkanı tarihine hakim değil. Başbakanlık, sadrazamlık bizim geçmişimizde olan bir müessese. Gensoru, Osmanlı’da var. Atatürk bunları korumuş. Sistemin içerisine yerleştirmiş, reddetmemiş. Bir meclisi korumayı başarabilmiş bir lider. Cumhuriyetin kurulmasında, 1876’dan gelen bu değerler var. Hani tarihiniz vardı? Hani tarihinize sahip çıkardınız? Atatürk sahip çıkıyor tarihe.” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Atatürk yaşasaydı ‘evet’ derdi” sözlerine ilişkin değerlendirmesi sorulan Gök, “Atatürk buna asla ‘evet’ demezdi. Atatürk, Cumhurbaşkanlığı ile Başbakanlığın birleştirilmesine karşı olan bir liderdir. Atatürk istese yapabileceği konumda ve güçteyken bunu elinin tersiyle itmiştir. Tam 87 yıl sonra sizin bunu dayatmanız, Atatürk’e karşı büyük bir haksızlıktır. Atatürk, bugün bu anayasa teklifini görme olanağı bulsaydı, elinin tersiyle iter ve ‘Hadi oradan, işinize bakın’ derdi.” değerlendirmesinde bulundu.

“TARİHİNİZİ İYİ OKUYUN”

Atatürk ve İsmet İnönü’nün, tek adam olmadıklarını ifade eden Gök, “Ne Atatürk ne de İsmet İnönü, tek adam değildir. Her ikisi de adam gibi adamdırlar. Tarihinizi iyi okuyun Sayın Cumhurbaşkanı.” dedi.

“Adil Öksüz’ün, bir AK Parti milletvekilince yurt dışına kaçırıldığı” iddiasına ilişkin soru üzerine Gök, bu kişiyle ilgili sordukları sorulara iktidarın cevap veremediğini savundu.

Gök, “Adil Öksüz kimdir? Bu sorunun cevabı daha bugüne kadar net bir şekilde verilmemiştir. Böylesine önemli bir derecede darbe teşebbüsünün en kilit ismi olan kişiyle ilgili daha hala üstü örtülen, karartılan konular bulunmaktadır. İddialar vahim ve ciddidir. Anlaşılıyor ki Adil Öksüz konusu siyasi iktidara kadar uzanıyor. Bunun siyasi ayağı var. Tartışmasız böyledir.” görüşünü savundu.

Referandum sürecinin ağır baskılarla yürüdüğünü ileri süren Gök, “muhalif kesimlerin etkinliklerine katılanlara soruşturma açılmasının tipik bir diktatörlük uygulaması” olduğunu ifade etti.

Gümrük kapılarında referandum için oy verme işlemi başladı

Yurt dışında yaşayan seçmenler anayasa değişikliğine ilişkin oylama için sandık başına gitmeye başladı. Gümrük kapılarında saat 08.00’de başlayan oy verme işlemi, 16 Nisan saat 17.00’ye kadar sürecek. Atatürk Havalimanı’nda da yurt dışında yaşayan seçmenler oylarını kullanmaya başladı.

Yüksek Seçim Kurulunun (YSK) 16 Nisan’da yapılacak anayasa değişikliğine ilişkin halk oylamasına yönelik hazırladığı seçim takvimine göre, yurt dışında yaşayan seçmenler halk oylaması için bugünden itibaren sandık başına gitti.

Habertürk Haber Merkezi’nden Gökhan Artan’ın haberine göre, yurtdışındaki temsilciliklerde ve gümrük kapılarında oy verme işlemi saat 08:00 de başladı. Türkiye’nin en büyük sınır kapısı konumundaki Atatürk Havalimanı Dış Hatlar Terminali geliş ve gidiş katlarında kurulan 12 ayrı sandıkta sabah saatlerinden itibaren oylarını kullanan vatandaşlar herkesi sandığı gitmeye çağırdılar.

OY KULLANANLAR MUTLU
Havalimanında ilk oyu kullan Ukrayna’da yaşayan 50 yaşındaki Zafer Özbay oldu. Vatandaşlık görevini yerine getirdiğini belirten Özbay seçim hayırlı olmasını diledi. Almanya’da yaşayan ve ilk kez oy kullandığını ifade eden Hilal Kaplan ise “Almanya’da yaşıyorum. Orada doğdum büyüdüm. Hem tatil hem de oy kullanmak için geldim. Vatandaşlık borcumuz. Vatana millete hayırlı olsun” diye konuştu.

Geçen hafta tatil için Türkiye’ye geldiğini ifade eden Hollanda’ da yaşayan Aysel Aydemir oyunu kullandığı için çok mutlu olduğunu belirterek “Her geldiğimde Türkiye’yi ilerlemiş güzel görüyorum. Hayırlısı olsun diyorum. Allah herkese fırsat versin kötüler fırsat vermesin” dedi. Hollanda’da yaşanan olayları da değerlendiren Aydemir “Fazla etkilenmedim. Doğma büyüme oralı olduğum için çok güzel bir bağımız var herkesle. Oyun olduğunu düşünüyorum. Oyunları başına gelsin diyorum” diye konuştu.

“HERKES OYUNU KULLANSIN”
Almanya’da yaşayan Sevgi Koçoğlu ise “Türk halkına hayırlı olsun, hakkında hayırlısı versin. Soncu bekleyeceğiz. Herkes oyunu kullansın. Türkiye adına önemli bir karar. Her şeyin iyi olması diliyorum” şeklinde konuştu.

Oy verme yurt dışında 9 Nisan’a, gümrük kapılarında ise 16 Nisan’a kadar sürecek. Yurt dışında 57 ülkede, 120 temsilcilikte oy kullanılacak.

Başbakan Binali Yıldırım’dan açıklamalar

Başbakan Binali Yıldırım, 16 Nisan referandumu için, “Rahat bir evet çıkacaktır. Evet için kritik bir durum görmüyorum” dedi. Yıldırım, FETÖ’den hakkında yakalama kararı bulunan Hakan Şükür ve Arif Erdem’in Galatasaray’dan ihracı için, “100 yıllık mazisi olan kulübe mal etmek haksızlık olur” diye konuştu. 

Yıldırım, yüzde 10’luk seçim barajı için partilerle görüşmenin gerektiğine işaret ederken, Avrupa Birliği’ne (AB) üyelik sürecine ilişkin referandum mesajı verdi. Rakka operasyonu hakkında konuşan Yıldırım, “ABD ile yeterince görüştük, karar kendilerinin” ifadelerini kullandı. 

Başbakan Yıldırım medya temsilcileriyle Çankaya Köşkü’nde bir araya geldi.

-Referandum için: Rahat bir evet çıkacaktır. Evet için kritik bir durum görmüyorum. 

-AB mesajı: Avrupa’yı toptancı usulle değerlendirmek yanlış olur. Bazı ülkeler daha makul, bazı ülkeler ise maalesef olumsuz bir tutum içerisindeler. ‘Bütün Avrupa bize karşı’ şeklinde değerlendirmek hata olur.

-Hakan şükür ve Arif Erdem’in ihracı: Her camiada yanlış adamlar olabilir. Galatasaray camiası yıllarca yüzümüzü ağartmış bir kulüptür. Dolayısıyla buradaki birtakım kişilerin, birtakım marjinal, muhalif grupların yaptığı yanlışları, çiğlikleri kulübe, 100 yıllık mazisi olan kulübe mal etmek haksızlık olur.

-FETÖ’cülerin yargılanması: Mahkum elbisesi doğru değil, biz hukuk devletiyiz. 

-OHAL uzayacak mı: Çarşamba günü MGK’da karar verilecek.

-Seçim barajı: Yüzde 10 seçim barajı konuşulur, indirilebilir bu seçim barajı. Çünkü bu cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde artık model değiştiği için parti gruplarından ziyade, milletvekilleri ön plana çıkıyor. Bu esnetilebilir, partilerle konuşmak lazım.

-İsviçre’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedef gösteren pankart: Kabul edilebilir bir şey değil. Bu, tamamen suçtur. Türkiye, diplomatik yollardan yapılması gerekeni yapmıştır. Zannediyorum onlar da soruşturma başlattılar”

YILDIRIM’IN AÇIKLAMARINDAN SATIRBAŞLARI ŞÖYLE: 

Başbakan Binali Yıldırım, “Yüzde 10 seçim barajı konuşulur, indirilebilir bu seçim barajı. Çünkü bu cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde artık model değiştiği için parti gruplarından ziyade, milletvekilleri ön plana çıkıyor. Bu esnetilebilir, partilerle konuşmak lazım.” dedi.

Çankaya Köşkü’nde televizyonların genel yayın yönetmenleriyle bir araya gelen Yıldırım, gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu, soruları yanıtladı.

Halk oylamasına ilişkin kamuoyu araştırmalarında “evet” ve “hayır” oylarının birbirine yakın olduğunun hatırlatılması üzerine Yıldırım, “20 günlük bir süre var. 20 gün içerisinde mutlaka vatandaşın kararında, kararsızların kararında kesin bir sonuç ortaya çıkacak. Biz kampanya yapıyoruz, anketlerle ilgilenmiyoruz. Vatandaşla mümkün mertebe daha fazla bir araya gelmeye çalışıyoruz, getirdiğimiz bu değişikliği anlatıyoruz. ‘Hayır’ grubundakilerin yanlışlarını, bunların doğrusunun ne olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Doğrusunu isterseniz ben, öyle kritik bir durum falan görmüyorum. Rahat bir şekilde evetle sonuçlanacağına inanıyorum.” karşılığını verdi.

Amaçlarının daha fazla vatandaşın desteğini almak olduğunu belirten Yıldırım, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Niye 550 kişi yerine, bir kişinin iradesine teslim olalım?” dediğini aktardı. “Yani şu anda 550 kişi mi yönetiyor ülkeyi? Mevcut sistemde Meclisin icra yetkisi mi var?” diye soran Yıldırım, Kılıçdaroğlu’nun Meclis ile hükümeti karıştırdığını söyledi.

Değişiklikle, Meclisin kimseye teslim olmayacağını, milletvekillerinin inisiyatiflerinin daha da artacağını anlatan Yıldırım, milletvekillerinin kanun teklifi verebileceğini, sadece bütçe kanununda bir istisnanın olduğunu, bunu hükümet adına cumhurbaşkanının vereceğini ifade etti. Yıldırım, bu kapsamda milletvekillerinin öneminin daha da arttığını, Kılıçdaroğlu’nun bunu gözardı ettiğini kaydetti.

Yıldırım, anaya değişikliğinde Meclisin bütün denetim yetkilerinin olduğunu, güven oyunu da millet sandıkta verdiği için buna ihtiyacın olmadığını vurguladı.

Başbakan Yıldırım, mevcut sistemde cumhurbaşkanının sadece “vatana ihanet” suçundan yargılanabildiğini hatırlatarak, bunun da Türk hukuk sisteminde yer almayan “muğlak” bir suç olduğunu belirtti. Yeni sistemde cumhurbaşkanı için güvencenin azaltıldığını, suçlamalarla ilgili herhangi bir kısıtlama olmadığını bildiren Yıldırım “Bu konuda bir kişiye teslim olma falan yok.” ifadelerini kullandı.

“BİRBİRİNDEN AYIRT ETMEK GEREKİR”

Yeni modelde 15 günde cevaplama mecburiyeti olan “soru önergesi”nin de bulunduğunu hatırlatan Yıldırım, “Yeni modelde bakanlar milletvekili olmayacak, doğru. Bu, bilerek yapılıyor. Bakan milletvekili olunca aynı zamanda zaten yasama, yürütme birbiriyle çok iç içe oluyor. Kuvvetler ayrılığı bakımından da doğru değil. Bakan bölgesinde siyaset de yapıyor, icraatın da içinde. Dolayısıyla hem milletvekilliği tarafı hem icraat tarafı, hangisine önem verecek? Burada mutlaka seçmen üzerinde bir denge kurmaya çalışıyor.” dedi.

İcraat, yasama ve denetlemeyi birbirinden ayırt etmek gerektiğini dile getiren Yıldırım, şunları kaydetti:

“Siz, hem milletvekilisiniz, yerine göre denetleme tarafındasınız, yerine göre bakan olmanız dolayısıyla icra tarafındasınız. Bunda bir çelişki var, bu ortadan kalkıyor. Bir tercih yapıyor. Siz, icraatta yer alacaksanız, yasama, denetleme tarafında olmamanız lazım. İşin prensibi böyle. ‘Hem ondan vazgeçmeyeyim, hem ondan vazgeçmeyeyim’ diye bir sistem yok. Dolayısıyla herkes bir tercih yapacak. ‘Bakan mı olayım, yoksa milletvekilliğini mi tercih edeyim, hangi yön benim için faydalıdır?’ Öyle düşünecek. Bu doğru bir sistem. Milletvekilinin bakan olmaması veya bakan olunca milletvekilliğinin sona ermesi doğru bir sistem. İcra ile yasamanın birbirinden ayrılmış olması… ‘Bakanların, Meclis ile arasına duvar örülüyor.’ Nasıl oluyorsa? Yüzde 10 seçim barajı konuşulur, indirilebilir bu seçim barajı. Konuşulabilir. Çünkü bu cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde artık model değiştiği için parti gruplarından ziyade, milletvekilleri ön plana çıkıyor. Bu esnetilebilir, partilerle konuşmak lazım. Seçim Kanunu, Siyasi Partiler Kanunu, bunu oturur konuşuruz. Bu, anayasa konusu değil, bir de onu karıştırıyorlar. Anayasa’da Seçim Kanunu ile ilgili bir baraj sınırlaması yok, ‘Kanunla düzenlenir’ diye bir atıf var.”

“YENİ SİSTEM DEVREYE GİRİNCE KONUŞULUR”

Seçim Kanunu’nun, Siyasi Partiler Kanunu’nun yeni sistem devreye girdikten sonra konuşulabileceğini söyleyen Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu sistem zaten temsilde adaleti, yönetimde istikrarı getiriyor. Ayrıca bir şeye lüzum yok. Yüzde 50 artı 1 alınmadan iktidar olunmayacağı için, sandıkta iktidar oluştuğu için orada baraj yüksek tutularak… İstikrarı sağlamak amacıyla baraj yüksek tutulmadı mı? Şimdi artık bu istikrarı sandıkta vatandaş sağlıyor. Dolayısıyla birtakım barajlarla istikrarı garanti altına almak ihtiyacı ortadan kalkıyor. Bu yüzden barajla ilgili bir düzenleme yapılabilir. Temsilde adalet… ‘Baraj yüksek olunca temsilde adalet olmuyor.’ deniyordu, burada o sorun da ortadan kalkmış oluyor. Dolayısıyla her yönüyle Seçim Kanunu’nda böyle bir değişikliğe gidilebilir. Milletvekillerinin hangi usullerle seçileceği, hangi yöntem olacağı konusu da oturulup konuşulacak, bir partinin vereceği karar değil ama biz AK Parti olarak biz buna açığız. Oturup bütün partilerle konuşacağız, makul bir noktada buluşursak bu değişikliği de yaparız. Bu, yapılan cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin bir parçası değil, bunun dışında anayasa konusu olmadığı için hemen 16 Nisan’dan sonra oturup konuşalım bu işi, biz hazırız.”

“KAFAMIZDA MODELLER VAR”

“Kafanızda bir model var mı? Dar bölge sistemi oturup tartışacağınız bir şey mi?” sorusuna Yıldırım, “Var kafamızda modeller. Bunları muhataplarıyla konuşmadan bizim açıklamamız bir nezaketsizlik, dayatma olur. Bunun için oturup konuşuruz, her türlüsünü konuşuruz, açığız konuşmaya.” yanıtını verdi.

Sistem değişikliğiyle ilgili “Yeni düzende kuralları başkan koyuyor, kim vali, kim müftü, kim doktor olacak bir kişi belirleyecek.” eleştirilerini hatırlatan Yıldırım, “Sanki şimdi farklı? ‘Bir kişi’ diye bir şey yok ki, bir mekanizma var. Şu anda ne oluyor? Kimin doktor olacağına da mı cumhurbaşkanı karar verir? Tıp fakülteleri var, tıp fakültesine giden doktor oluyor zaten. Laf olsun, torba dolsun başka hiçbir şey yok.” dedi.

Yıldırım, yeni sistemin özelliğinin hızlı işlemesi, bürokratik kayıpların önüne geçmesi olduğunu belirterek, şunları kaydetti:

“O yüzden 5 yıl boyunca çalışacağı ekibi seçme hakkı veriyor, işin özü bu. Siz bir yere bir yönetici atandınız, ekibinizi kendiniz kurmazsanız bu sefer başarısızlık olursa ne diyeceksiniz? ‘Ben buraya atandım, bu sorumluluk verildi ama ekip kurmama izin verilmedi. Onun için de sonuç böyle oldu.’ Bir mazeret alanı oluşuyor. Burada da onu ortadan kaldırıyoruz. Diyoruz ki ‘Tamam kardeşim, bu görevi millet sana verdi, istediğini bakan, istediğini müsteşar, istediğini üst düzey yönetici yap ama sonunda mazeretle gelme. ‘Bürokrasi böyleydi, şu şöyleydi, bu böyleydi’ diye mazeret üretme, iş üret. Sistemin özü, esası mazeretlere sığınmayı ortadan kaldırıyor ve 5 yıl boyunca kesintisiz hizmet etmeyi, icraat yapmayı, vaat edilen şeyleri yerine getirmeyi öngörüyor. Bu gayet doğal. Bunu da neyle yapıyor? Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle yapıyor. Cumhurbaşkanlığı kararnamesini, Bakanlar Kurulu Kararına benzetebilirsiniz. Birkaç farkı var. Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, adının değiştirilmesi kanunla oluyor, bu kararnameyle oluyor. Bu da lazım, icraat için lazım.”

“ANAYASA’DA DEĞİŞTİRİLEMEZ MADDELER VAR”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun anayasa değişikliğine yönelik söylemlerini anımsatan Yıldırım, korku, ümitsizlik vermekle, karamsarlık pompalamakla ülkeye hizmet edilemeyeceğini vurguladı. Bu söylemlerin ana muhalefet partisinin genel başkanına yakışmadığını dile getiren Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Tamam tenkit et ama oku ne getiriyor, ne götürüyor. Kanun var, anayasa var. Muhtarlıkların kapatılması kanun işi bile değil, anayasa işidir. Anayasa’nın 127. maddesinde açıkça yazılı, burada bir değişiklik yok. ‘Başkent, Ankara’dan İstanbul’a gidecek.’ Değiştirilemez maddeler var, orada yazıyor. Bu kadar da artık ölçü, izan kaybolmuş vaziyette, ben hangi tarafını düzelteyim?”

Kılıçdaroğlu: En huzurlu olduğum zaman…

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Bir kişi mi büyük 80 milyon mu büyük, bir kişinin aklı mı yeter 80 milyonun aklı mı yeter, her şeye bir kişi mi karar versin yoksa millet mi karar versin? O zaman sandığa gideceğiz, hayırlı bir iş yapacağız, güzel bir iş yapacağız, demokrasimizi güçlendireceğiz, birlikte yaşama irademizi ortaya koyacağız ve hep birlikte ‘Hayır’ oyumuzu bir bayram havası içinde kullanacağız ve evimize huzur içinde döneceğiz.” dedi.

Kılıçdaroğlu, partisince Eskişehir’in Sivrihisar ilçesinde düzenlenen mitingde, dedelerinin bulunduğu topraklara geldiğini, Seyyid Mahmud Hayrani ve Nasreddin Hoca’nın bu topraklardan olduğunu belirterek, ata toprağında bulunmaktan memnuniyet duyduğunu belirtti.

Bu güzel ülkede beraber, huzur içinde yaşamayı arzu ettiklerini, herkesin işi, aşı olsun istediklerini anlatan Kılıçdaroğlu, şu görüşlere yer verdi:

“Bu güzel ülkede bereket olsun istiyoruz. Bereketli topraklar olsun istiyoruz. Bu güzel ülkede hep birlikte düşüncelerimizi rahatlıkça açıklayalım, hep birlikte kardeşçe yaşayalım istiyoruz. Bunların olmasının güvencesi özgürlükçü bir anayasadır. Herkesin hakkının teminat altına alındığı bir anayasadır. ‘Bizim haklarımız nasıl teminat altına alınır?’ Bir anayasayla. Şimdi önümüze bir anayasa değişikliği getirdiler. Diyorlar ki ‘buna Evet oyu verin.’ Biz de şunu söylüyoruz; O zaman çıkın vatandaşa neden Evet oyu vereceğini anlatın. Vatandaş da bunu dinlesin. Bunu yapmıyorlar. Sabah, öğle, ikindi, akşam Kılıçdaroğlu. Arkadaşlar benimle hesabınız varsa sizin istediğiniz bir televizyon kanalında oturalım konuşalım, hesaplaşalım itirazım yok. Ama mesele memleket meselesi, mesele başka. İktidar sahiplerine, buna ‘Evet’ diyen siyasi liderlere de soruyorum; Bu anayasa değişikliği işsizliği çözecek mi? Çözmeyecek. Bu anayasa değişikliği bütün komşularımızla barış havası estirecek mi? Estirmeyecek. Bu anayasa değişikliği çiftçinin mazotunun fiyatını düşürecek mi, terörü bitirecek mi, dolardaki artışı durduracak mı, her eve huzur, bereket getirecek mi, işgal edilen 18 adamızın geri alınmasını sağlayacak mı, demokrasinin önündeki engelleri kaldıracak mı? Kaldırmayacak. O zaman güzel bir soru soralım: Bu anayasa değişikliğini niye getiriyorlar?”

“BİR KİŞİ İSTEDİĞİ KADAR BAŞKAN YARDIMCISI TAYİN EDECEK”

Kılıçdaroğlu, bu anayasa değişikliğinde başkan yardımcısı sayısının ne kadar olacağına ilişkin bir bilgi bulunmadığını vurgulayarak, şöyle devam etti:

“Çıktım dedim ki kaç tane başkan yardımcısı olacak? 10 mu, 20 mi, 50 mi, 100 mü? Sayı belli değil. Diyorlar ki ‘1, 2, bilemedin 3.’ Nerede yazıyor? Bunu söyleyen kişiye buradan soruyorum, ‘Anayasaya değişikliğinde başkan yardımcısı en fazla 3 tane olacak’ diye bir ifade varsa ben öğrenmek isterim. Baktım yok. Olur ya bir daha baktım, yine yok. Olur ya yine yanlış bakmış olabilirim anayasa hukuku hocasına sordum. ‘Hocam benim görmediğim bir şeyi bunlar yazmış olabilirler biz bir hata yapmayalım, sen bir bak’ dedim. O da ‘Yok’ dedi. ‘Emin misiniz’ dedim. ‘Vallahi yok’ dedi. Olmayan bir şeyi varmış gibi millete satmaya çalışıyorlar. Diyorlar ya ‘Kılıçdaroğlu doğruları söylemiyor.’ Asıl siz doğruları söylemiyorsunuz. Anayasa metninde ne 1, ne 2, ne 3, ne 5, ne 100 ne bin başkan yardımcısı sayısı hiç yer almıyor. Kimin keyfine bağlı, bir kişinin keyfine bağlı, bir kişinin arzusuna bağlı. Bir kişi istediği kadar başkan yardımcısı tayin edecek. İster 50, ister 500. Deniyor ki ‘En fazla 3.’ Senden sonra gelen adam diyecek ki 500, ondan sonra gelen adam diyecek ki 50, ondan sonra gelecek adam diyecek ki bin 500, ‘Sınır var mı?’ Sınır yok. O nedenle söylüyorum. millete doğruları söylemiyorlar. Bakan sayısı belli mi? O da belli değil. Kimler bakan olacak, o da belli değil. Kim belirleyecek? Bir kişi belirleyecek. Kim karar verecek, bir kişi karar verecek.

Bir kişi mi büyük 80 milyon mu büyük, bir kişinin aklı mı yeter 80 milyonun aklı mı yeter, her şeye bir kişi mi karar versin, yoksa millet mi karar versin? O zaman sandığa gideceğiz, hayırlı bir iş yapacağız, güzel bir iş yapacağız, demokrasimizi güçlendireceğiz, birlikte yaşama irademizi ortaya koyacağız ve hep birlikte ‘Hayır’ oyumuzu bir bayram havası içinde kullanacağız ve evimize huzur içinde döneceğiz. Diyeceğiz ki ‘Demokrasiyi yok etmek istediler, çocuklarımızın geleceğini almak istediler, birlikteliğimizi bozmak istediler, gerginlik yaratmak istediler ama biz buna izin vermedik.’ ‘Nasıl izin vermeyeceğiz?’ Hayır oyumuzu kullanarak, hayırlı bir iş yaparak ‘Buna izin vermedik’ diyeceğiz.”

“VERECEĞİNİZ HER OY BU ÜLKENİN HAYRINA OLACAKTIR”

Mitingde annelere seslenen Kılıçdaroğlu, evlatların anneler için ne kadar değerli olduğunu bildiğini söyledi. Üniversitedeyken yaz tatillerinde eve gittiğini aktaran Kılıçdaroğlu, şunları ifade etti:

“En huzurlu olduğum zaman başımı annemin dizine koyduğum zamandır. Uzanırdım başımı onun dizine koyardım. Anneler evlatlarını bütün kötülüklerden sakınırlar. Onların güzel bir geleceğe sahip olmasını isterler. En büyük arzuları budur. Şimdi annelere sesleniyorum; siz sevgili anneler, freni olmayan bir otobüse çocuklarınızı bindirir misiniz? Nereye gittiği belli olmayan bir trene çocuklarınızı bindirir misiniz? Şimdi diyorlar ki ‘Freni olmayan bir otobüse 80 milyonu bindireceğiz.’ ‘Nereye gitti belli olmayan bir trene 80 milyonu bindireceğiz ve göndereceğiz.’ Nereye? Belli değil.”

Kılıçdaroğlu, herkesin sandığı giderken düşünmesini istedi.

Herkesin sorumluluğunun olduğuna işaret eden Kılıçdaroğlu, “Benim de tek tek hepinizin de sorumluluğu var. Hepimiz tek tek vatandaşlarımızı ikna edeceğiz. Onlara doğruları anlatacağız. Çocuklarımıza güzel ve huzurlu bir Türkiye bırakmak istiyoruz. Kimsenin kimliğinden, yaşam tarzından, inancından ötürü ötekileştirilmediği, herkesin birlikte kardeşçe yaşayacağı bir Türkiye özlemi içinde gideceğiz ve oyumuzu kullanacağız. Kullanacağınız her ‘Hayır’ oyunun bu ülkenin geleceğine, barışına, demokrasisine, huzuruna katkı yaptığını sakın unutmayın. Vereceğiniz her oy bu ülkenin hayrına olacaktır.” diye konuştu.

“HEP BERABER DEMOKRASİYİ SAVUNDUK”

Kılıçdaroğlu, işi gücü bırakıp kendisiyle uğraştıklarını belirterek, uğraşanların canlarının sağolmasını diledi. 15 Temmuz’da bir darbe girişiminin olduğunu hatırlatan Kılıçdaroğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Türkiye, tek vücut oldu. Hep beraber karşı çıktık. Hep beraber demokrasiyi savunduk. Birlikte savunmaya da devam edeceğiz. Şimdi önümüze bir anayasayla haklarımızı sınırlamak istiyorlar. Vatandaşın haklarını… İş adamı var aranızda. Eğer bu anayasa değişikliği geçerse bir kişiye OHAL ilan yetkisi veriyoruz. İstediği zaman OHAL ilan edebilecek. İstediği zaman herhangi bir iş adamının mal varlığına el koyacak. Aramızda muhtarlar var. Arzu ettiği zaman muhtarların görevine son verecek. Arzu ettiği zaman muhtarlıkları tamamen kaldıracak, kapatabilecek. Buna izin verecek miyiz? İzin vermememiz gerekiyor. Dolasıyla mücadeleyi beraber yapacağız. Demokrasiye beraber sahip çıkacağız. Söz mü? Ben de size söz veriyorum. Cadde cadde, sokak sokak, meydan meydan, köy köy gezeceğim.”

“SİVRİHİSAR İLÇESİ DÜNYANIN MERKEZİ”

Kılıçdaroğlu, Nasreddin Hoca’nın, Sivrihisar ilçesinin dünyanın merkezi olduğunu söylediğine değinerek, Sivrihisar’ın Milli Kurtuluş Savaşı’nın da merkezi olduğuna dikkati çekti.

Sivrihisar ilçesinde yaşayanların Kurtuluş Savaşı sırasında mal varlıklarını bir arada topladığı ve dönemin parasıyla 4 bin liraya Türk Silahlı Kuvvetlerine uçak satın aldığını anımsatan Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

“Uçağın adı ‘Sivrihisar Tayyaresi’ydi. Milli Kurtuluş Savaşı’na katkıda bulunmuşlar. Sonra ne olmuş? Ankara dışındaki ilk Bakanlar Kurulu 1922 yılında Sivrihisar’da toplanıyor. O açıdan Sivrihisar bizim açımızdan çok önemlidir. Sivrihisar aynı zamanda ekonomik açıdan sürekli fakirleşen bir yer. Sürekli göç veriyor. Sivrihisar hep iktidar partisini oy verdi. Verebilir, canı sağolsun. Hiçbir zaman itibar etmedim. Ama şimdi söz konusu olan vatan, söz konusu olan bayrak, söz konusu olan geleceğimiz, söz konusu olan evlatlarımız, söz konusu olan demokrasimiz. Şimdi hep birlikte demokrasi mücadelesi vereceğiz. Çocuklarımız için, onlarını geleceği için, memleketin huzur için birlikte mücadele edeceğiz. Tarihimize bağlıyız, ülkemize bağlıyız, bayrağımıza bağlıyız. Birlikte yaşamak istiyoruz. Huzur içinde yaşamak istiyoruz. O nedenle Sivrihisarlıların 16 Nisan’da sandığa gitmelerini istiyorum. İster ‘Evet’ kullansın, ister ‘Hayır’ kullansın bütün vatandaşlarımın benim başımın üstünde yeri var. Ben ‘Niye böyle oy kullandın’ diye hiçbir vatandaşımı suçlamam. Ama ben bayrağa bağlılık, vatana bağlılık, demokrasiye bağlılık, birlikte yaşama irademizi ortaya koymak isterim. Ülkem neyi istiyorsa, ülkemin menfaati neredeyse orada olurum. İnanıyorum, Sivrihisar da orada olacaktır. 16 Nisan’da sandığa gidecek Milli Kurtuluş Savaşı’nda nasıl dik ve onurlu durduysa aynı şekilde dik ve onurlu duracak, ülkenin hayrına oyunu kullanacaktır. ‘Hayır’ oyu hepimize hayırlı olsun.”

Mitinge CHP Eskişehir milletvekilleri Gaye Usluer, Utku Çakırözer ve Cemal Okan Yüksel ile Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen de katıldı.

cbgAds.AdsInline(1891);