Dursun Özbek Galatasaray başkanlığına yeniden aday oluyor

Süper Lig’de namağlup yoluna devam eden Galatasaray’da yönetimin de keyfi yerinde…

Gazete Habertürk’ten Erhan Telli’nin haberine göre Camianın ağır eleştirileriyle geçen 2 yılın ardından bu sezon futbol takımının şampiyonluk yolunda emin adımlarla ilerlemesi, Özbek yönetimin üzerindeki baskıyı da dindirdi. Riva ve Florya projelerinin yanı sıra sermaye arttırımıyla kulübü mali açıdan rahatlatan başkan Dursun Özbek’in, devam eden finansal organizasyonların tamamlanmadan görevi bırakmak istemediği ortaya çıktı.

Galatasaray’ı tamamen borç batağından kurtarıp başladığı işi bitirmek isteyen Özbek’in, projeler tamamlanana kadar koltukta kalmayı düşündüğü öğrenildi. 

YÖNETİMİNİ YENİLEYECEK

Yakın çevresine ve yönetimdeki kurmaylarına da bu düşüncesini belirten Dursun Özbek’in, “Daha yapacak çok işimiz var. O yüzden mayısta yeniden başkanlığa adaylığımı koyacağım” dediği ifade edildi. Görev süresi boyunca eleştirilerden ders çıkararak tecrübe kazanan baş- kan Dursun Özbek’in, yeni dönemde listesinde revizyona gitmesi bekleniyor. Seçildiği dönemdeki listesinden istifa edenlerin yerini de dolduracak olan Özbek’in, mevcut yönetimden de bazı isimleri eleyerek yerlerini yeni kişilerle doldurmayı planladığı kaydedildi.

KULÜPLER BİRLİĞİ BAŞKANLIĞINA DA DEVAM EDECEK

Sezon başında Kulüpler Birliği Vakfı Başkanı seçilen ve koltuğu Göksel Gümüşdağ’dan devralan Dursun Özbek’in, bu görevini de sürdürme niyetinde olduğu öğrenildi… Kulüpler Birliği Vakfı olarak futbolun ve kulüplerin gelişmesi için önemli projeler üretmek istediklerini belirten Özbek’in, Galatasaray ve Kulüpler Birliği Vakfı Başkanlığını birlikte yürütmeyi düşündüğü ifade edildi.

dursun özbek

Pestisitler uzun süre maruz kalanlarda kansere neden oluyor

Ege Üniversitesi Gıda Mühendisliği Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Taner Baysal, pestisit kullanımının çok dikkatli olması gerektiğini de vurgularken sebze ve meyvelerin dışının iyi yıkanmasının pestisit kalıntılarından kurtarmaya yardımcı olacağını söyledi.

UZUN SÜRE KULLANIMDA MUTLAKA RAHATSIZLIK OLACAK

Pestisitin zarar vermesinin ne kadar uzun süre maruz kalındığına bağlı olduğunu belirten Prof. Dr. Taner Baysal, “Sürekli tükettiğinizde mutlaka bir takım rahatsızlıklar olacaktır. Genelde uygulayıcılarda yani tarım sektöründe çalışan, ilaçları atan kişilerde aşırı doz olması durumunda, uzun süre maruz kalındığında kanser gibi ya da bir takım nörolojik rahatsızlıklar gibi kronik rahatsızlıklara dönüşebiliyor. Pestisit de solunum, deri ya da ağız yoluyla girebiliyor. Tarımsal üretim ve sanayii üretimi çok etkili bir şekilde kontrol altındadır. Tüketicilerin kendi sağlıklarını korumak açısından sanayii üretimi yapan, büyük kontrol altındaki firmaların ürünlerini tüketmekte hiçbir sakınca yoktur.

BİLİNÇLİ KULLANILDIĞI ZAMAN EKONOMİK VE KALİTELİ GIDA SAĞLIYOR

Pestisitin ekonomik olması nedeniyle tercih edildiğini de belirten Prof. Dr. Baysal sözlerine şöyle devam etti: “Türk Gıda Kodeksi’ne göre tarımsal mücadelede kullanılan her türlü kimyasal madde pestisit olarak tanımlanır. Pestisit kimyasal madde olmakla birlikte zirai mücadelede hem ekonomik üretim hem de doğru kullanıldığı zaman gıda kalitesini arttırmak amacıyla kullanılan, bilinçli kullanıldığı zaman da zirai olarak ekonomik ve kaliteli gıda üretimine yardımcı olan maddeler olarak düşünülebilir. Pestisiti tarım sektöründe çalışan ve üretim yapan üreticiler kullanırlar. Nasıl kullanmaları lazım? Çok şeye dikkat etmek lazım. Eğer doğru kullanılmazsa pestisitlerin bu kimyasal maddelerin insana zararı var, çevreye zararı var. Etkili kullanılmadığı zaman, hedefinizde olan zirai mücadele yapmayı istediğiniz böcekler, fungisitler ya da zararlı otlar gibi bir takım hedef olan organizmalara etkili de olmayabilirler düşük doz kullandığı zaman. Bunun için mutlaka kullanılacak pestisitin kullanım talimatlarına uymak gerekir. İkincisi hava koşulları son derece önemli uygulama zamanında. Kullanacak kişilerin mutlaka eğitimli olmaları gereklidir.”

Dünyada gelişmiş ülkelerde tarım işçilerine eğitim verildiğini belirten Prof. Dr. Baysal bunun Türkiye’de de yapılması gerektiğini açıkladı “Kullanım şekli olarak her pestisitin uygulama şekli ayrı olabilir. Bunların içerisindeki etkili maddelerin hedefte olan organizmaya yeterli etkiyi sağlayabilmesi ve biraz önce söylediğim gibi insana, çevreye ya da doğal yaşama zarar vermesini engellemek için mutlaka bu talimatlara uygun olarak kullanılması gereklidir” dedi.

“TÜRKİYE’DE EKOLOJİK TARIM İYİ”

Pestisit kullanımının tarımda neden gerekli olduğunu da anlatan ve yetiştirdiğimiz gıda ürünlerinin tek başlarına üretildiğinde birçok organizmanın etkisinde kalabileceğini belirten Prof. Dr. Taner Baysal bu konuda şunları söyledi:

“Bu organizmalar insectler, fareler, zararlı otlar olabilir. Eğer pestisit kullanmazsak böyle bir durumda verimi azaltırlar. Bu uygulamaların yanı sıra ekolojik tarım uygulamalarında kullanılan farklı ilaçlar, daha doğadan elde edilmiş ilaçlar da bugün mücadele yöntemlerinden bir tanesi. Ama pestisit kullanımı şu nedenle tercih ediliyor genelde pestisitler doğru kullanıldığı zaman ekonomik. Hızlı, etkili ve etkileri uzun süre devam edebiliyor. Böyle olduğu zaman da genelde tarım sektöründe pestisit içeren kimyasal maddelerin kullanımı yaygın diğer mücadele yöntemlerine göre.”

Türkiye’de organik tarımın iyi yapıldığını da belirten Prof. Dr. Taner Baysal bu ekolojik tarımı belli büyük firmaların da gerçekleştirdiğini açıkladı ve “Ekolojik tarımda pestisit ya da kalıntı oranları her zaman kontrol altında olmak zorunda. Genelde ilaçsız ya da konvansiyonel ilaçların kullanılmadığı tarım olarak düşünülebilir ama Türkiye’de geniş çaplı olarak da konvansiyonel üretim mevcut” dedi.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın belirlediği yaklaşık 600 etken madde olduğunu söyleyen Prof. Dr. Taner Baysal pestisit kalıntılarının düzenli olarak örnekler alınarak denetlenmesi gerektiğini ve bu denetlemeler sonucunda belli bir oranın üstünde çıkan pestisit kalıntısının insan sağlığına zararlı olduğunu açıkladı. Pestisitlerin büyük çoğunluğunun suyla karıştırılarak kullandığını da söyleyen Prof. Dr. Taner Baysal bu maddelerin suda çözündüğü için iyi yıkandıkları takdirde kalıntılardan arınabileceğini söyledi.

cbgAds.AdsInline(2011);

Emre Mor, Inter’e transfer oluyor

Borussia Dortmund’daki geleceği yaz boyunca tartışma konusu olan ve adı birçok kulüple anılan Emre Mor’un yeni takımı belli oluyor. Serie A ekiplerinden Inter, genç kanat oyuncusunu kadrosuna katmak üzere.

İtalya basınından La Gazzetta dello Sport, Emre’nin Inter’e transferinin çarşamba gününe kadar resmiyete kavuşacağını öne sürdü. Genç futbolcunun Inter’de 2 senelik kiralık olarak oynamasını kabul eden Borussia Dortmund, Emre’nin satın alma opsiyonunu ise 15 milyon Euro olarak belirledi.

Emre Mor’un menajeri Muzzi Özcan, milli futbolcunun Inter’le anlaştığı yönünde basında çıkan haberleri doğrulayarak kısa süre içinde resmi imzaların atılacağını söylemişti.

Transfer çalışmalarını sürdüren Inter, Emre Mor ile beraber Nice’ten Dalbert’i de kısa süre içerisinde kadrosuna katacak. Brezilyalı sol bekin bonservisi için 20 milyon Euro ödeyecek Inter’de teknik direktör Luciano Spalletti iki yeni transferi cumartesi günü Real Betis ile oynanacak hazırlık maçında oynatmayı planlıyor.

emre mor
Inter
borussia dortmund
transfer

Sularda üreyen fazla mikroorganizma ishale neden oluyor!

Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Hakan Kutlu, mevsimsel olarak artan ishal vakalarında alınabilecek önlemleri anlattı. İshalin bütün yıl boyunca görülebileceğini belirten Kutlu, sıvı açığının kapatılması gerektiğine vurgu yaptı.

Mevsimsel olarak ortaya çıkan ishal belirtilerine vurgu yapan Kutlu, “Mevsimsel olarak yaz aylarında sıklıkla havaların ısınması nedeniyle mikroorganizmaların özellikle besinlerde ve sularda çok fazla üremeye başlaması daha sık olarak yaz ve bahar aylarında görülüyor. Herkes bundan etkilenebiliyor, bütün yaş gruplarında ama özellikle çocuklar ve yaşlılar bünyesel olarak daha zayıf olabildikleri için daha fazla ve şiddetli etkilenebiliyorlar. O yüzden tedavisi bu tür hastalarda çok daha önemli. Sular ve gıdalardan bulaştığı için ishal etkenleri normalde yapmamız gereken sularımızı mutlaka hazır su şeklinde almak, eğer kırsal bölgede hazır suya ulaşılamıyorsa suların kaynatılıp soğutularak içilmesi uygulanabilir” dedi.

“SEBZELERİN BOL SUYLA YIKANMASI BÜYÜK ÖNEM TAŞIR”

Özellikle sebzelerin bol suyla yıkanması ve yaz aylarında yemeğin buzdolabı dışarısında çok bekletilmemesi gerektiğini vurgulayan Dr. Kutlu, “Diğer tedaviler dışında en önemlisi hastanın sıvı açığının kapatılması. Günde 2 litre içebileceğimiz sudan tutun da mecbur kaldığınızda ishalin şiddetine göre damardan serumla su verilmeye kadar gidebiliyor. Ama en önemlisi hastanın sıvı açığının kapatılması. Çünkü bu sıvı açığı özellikle çocuklarda ve yaşlılarda böbrek yetmezliğine kadar ilerleyebiliyor. Eğer viral bir ishalse ki çocuklarda çok sık oranla viral ishaller olabiliyor, enfeksiyon salgınları ortaya çıkabiliyor, toplu yaşanılan kreşlerde ve diğer okullarda gibi. Bunlarda antibiyotikler fayda etmiyor o yüzden gereksiz antibiyotik kullanımından mutlaka kaçınmak gerekiyor. Bakteriyel ishallerde ve şiddetli durumlarda antibiyotik verilebiliyor ama bir uzmana, doktora başvurarak mutlaka uygulamak gerekiyor antibiyotik tedavisini çünkü antibiyotiğin gereksiz kullanımı daha farklı zararlara neden olabilir” diye konuştu.

“ÇOCUKLARDA ROMATİZMAL HASTALIKLARI TETİKLEYEBİLİYOR”

Destek tedavisinin yapılabileceğini kaydeden Dr. Kutlu, sözlerine şunları ekledi: “Mideyi, bağırsakları yormayacak gıdalar tercih edilebilir. Zaten halk arasında da bilinen muz, patates haşlaması, mideyi çok yormayacak çorba, gaz yapmasını engelleyecek mercimek çorbasından ziyade sebze çorbaları olabilir, bir iki gün yoğurt verilebilir. Bir iki gün boyunca bu şekilde tedavi verdikten ve bağırsak rahatladıktan, ishal geçtikten sonra yarı katı ve katı şeklinde normal gıdalarımıza devam edebiliriz. Özellikle yaşlılarda çok şiddetli ishal vakalarında böbrek yetmezliği, eğer daha öncesinde kalp yetmezliği varsa bunu tetikleyebiliyor. Çocuklarda ishalden sonra yaklaşık 1-2 hafta içerisinde gelişen bazı romatizmal hastalıkları tetikleyebiliyor, bununla ilgili yayınlar da var.”

cbgAds.AdsInline(2011);

Sinbo’nun üretim üssü Düzce oluyor

Sinbo, Türkiye’deki üretim tesislerini bir araya getirmek için önemli bir adım atıyor. İstanbul ve Çorlu’da hali hazırda üretim yapan fabrikalarını Düzce’de tek çatı altında toplamayı hedefleyen marka, yakın bir gelecekte faaliyete geçecek yeni fabrika yatırımıyla istihdama da önemli katkı sağlayacak.

Yatırım büyüklüğü yaklaşık 200 milyon dolar olacak fabrika için Düzce’deki mevcut 1. ve 2. Organize Sanayi Bölgeleri’nde yeterli büyüklükte bir alan bulunmazken, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü’nün öncülüğünde hazırlıkları süren fabrika yatırımı için yer belirleme ve teslim çalışmaları son sürat devam ediyor.

Düzce fabrikasının ilk etapta bin kişilik istihdam ile faaliyete geçmesi planlanıyor. Fabrikanın 4-5 yıl içerisinde ise istihdam kapasitesini 5 bin kişiye kadar çıkarması hedefleniyor. Sinbo’nın Düzce’de üretime başlamasıyla birlikte birçok yan sanayi kuruluşu da bu durumdan olumlu yönden etkilenecek. Fabrika yatırımı geçtiğimiz ay yürürlüğe giren Üretim Reform Paketi’nde sanayiciye getirilen büyük imkanların etkisiyle hayat bulacak.

İSTİHDAMA CİDDİ KATKI SAĞLAYACAK

Yeni fabrika yatırımına ilişkin konuşan Sinbo Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Demir, “Kurmayı hedeflediğimiz tesis sadece bizimle sınırlı kalmayacak, yan sanayi ve tedarikçilerimizin de bu bölgeye gelmesine yol açacak. Ve bölgede ciddi bir istihdam rakamına ulaşılacak. Hedefimiz bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da vizyon ve misyonumuz doğrultusunda hareket edip, ulaşmak istediğimiz noktalara gelerek Türk Malı ve kalitesini dünya pazarlarında önemli noktalara taşımaktır” dedi.

sinbo düzce fabrikası
sinbo düzce yatırımı
sinbo düzce nerede

Ford Otosan "Bal Arıları Mühendis Oluyor" kampanyası 8 bin 386 kız öğrenciye ulaştı

Meslek seçiminde cinsiyet ayrımcılığına dikkat çekmek, kadınların iş ve mesleklere katılımının önemi hakkında kamuoyunda farkındalık yaratmak amacıyla geliştirilen “Bal Arıları Mühendis Oluyor” projesi, 2016-2017 eğitim sezonu sonunun sonlanmasıyla ikinci dönemini tamamladı. 81 ilde 8 bin 100 kız öğrenciye ulaşmayı hedefleyen proje şimdiden 64 ilde 8 bin 386’sı kız olmak üzere toplam 13 bin 854 öğrenciye ulaştı.

“KIZ ÖĞRENCİ VE KADIN MÜHENDİS ARTIRMAYI HEDEFLİYORUZ”

İş başvurularında kadın mühendis oranının düşük olması sebebiyle böyle bir projeyi hayata geçirdiklerini ifade eden Ford Otosan Genel Müdürü Haydar Yenigün, projeyle ilgili şunları söyledi:

“Bu projeyle amacımız, meslek seçiminde toplumsal cinsiyet kalıplarından kaynaklanan önyargıları yıkmak; kadın ve erkekler için fırsat eşitliğinin önemine dikkat çekmek. Mühendislik mesleğini tercih eden kız öğrenci oranı ve kadın mühendislerin görünürlüğünü artırmayı hedefliyoruz. Gururla belirtmek isterim ki, projemizde ulaşmayı hedeflediğimiz kız öğrenci sayısını şimdiden aştık. Sahada bir araya geldiğimiz öğrencilerin hevesleri ve tutkuları, bizlere ne kadar doğru bir proje başlattığımızı bir daha göstermiş oldu. Projemizin ikinci dönemini çok güzel sonuçlarla kapatmış bulunuyoruz, 2017-2018 eğitim sezonuyla birlikte geri kalan şehirlerimizi aynı heyecanla dolaşmaya devam edeceğiz”

Kanserde immüno-onkolojik tedavi umut oluyor!

Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Tıbbi Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Nalan Babacan, cerrahi, kemoterapi, radyoterapi ve hedefe yönelik tedavilerin günümüze dek kanserle mücadelede temel ve klasik tedavi yaklaşımları olduğunu ancak bu tedavi yaklaşımlarıyla ilerlemiş kanser hastalarının çoğunda uzun dönem genel sağ kalım ve yaşam kalitesinde olumlu gelişme yakalanmasının zor bir hedef olduğunu ifade etti.

“VÜCUDUN KENDİ BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ KULLANIYOR”

Günümüzde ilerlemiş kanserlerin tedavisinde, gerek yaşam kalitesinin artırılması ve gerekse uzun süreli sağ kalımın sağlanmasında yeni tedavi yöntemlerine ihtiyaç olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Babacan, immüno-onkolojik tedavinin, kanserle mücadelede hastanın kendi bağışıklık sistemini kullanması nedeniyle diğer tedavi yaklaşımlarından farklı olduğunu aktardı.
Bu tedavinin doğrudan tümör üzerine odaklanmak yerine, kanserle savaşmak için vücudun kendi bağışıklık sistemini tümöre karşı aktive ettiğini belirten Doç. Dr. Nalan Babacan, şöyle devam etti: “Bağışıklık sistemi, vücudun doğal savunma sistemidir. İnsanı enfeksiyon, kanser ve diğer hastalıklardan korumaya yarayan organlar, hücreler ve özel moleküllerden oluşan sistemdir. Vücuda yabancı bir organizma girdiğinde, örneğin bakteri, bağışıklık sistemi bu bakteriyi tanır ve ardından saldırıya geçerek bakterinin vücuda zarar vermesini önler. Bu sürece bağışıklık yanıtı adı verilir. Kanser hücreleri ise vücudun kendi hücrelerinden kaynaklanır. Diğer hücrelerden farkları olmasına rağmen, bağışıklık sistemi tarafından tanınmaları mikroplar kadar kolay değildir. Fark edildiklerinde ise her zaman tümör hücresinin ortadan kaldırılmasıyla sonuçlanmaz. Çünkü tümör, immün sistem hücrelerini etkisiz kılabilen pek çok madde salgılayabilir. Bu dirençle mücadelede immüno-onkolojik tedavi bağışıklık sistemimizi aktive eder, kanser hücrelerini ayırt etmesini ve onları yok etmesini kolaylaştırır. Eğer bağışıklık sisteminde kalıcı bir hafıza da sağlayabilirse, işte o zaman kanserde kalıcı, uzun süreli bir etkiden de söz edilebilir.”

“ASCO KONGRESİNDE DE OLUMLU SONUÇLAR AÇIKLANDI”

Doç. Dr. Nalan Babacan, kanser tedavisinde cerrahi, radyasyon, kemoterapi ile hedefe yönelik tedavilerin ilerlemiş kanser hastalığında uzun dönemli sağ kalım ve pozitif bir yaşam kalitesi sağlanmakta birçok hasta için yetersiz kaldığını dile getirerek, immüno-onkolojik tedavilerin son yıllarda hekimlere ve hastalara umut olduğunu belirtti.

Bu yıl Amerika’da yapılan American Society of Clinical Oncology’un (ASCO) 53. Kongresi’nde pek çok kanser türünde uygulanan yenilikçi yaklaşımlar ve tedavi olanakları çalışmalarının sunulduğunu belirten Doç. Dr. Babacan, kongrede, kanser tedavisinde yeni hedefe yönelik tedaviler ve immüno-onkolojik tedavi yöntemlerinin ön planda olduğunu, beyin metastatik malign melanom hastalarında immuno terapinin etkinliğini gösteren bir çalışma da sunulduğunu, bu kötü gidişatlı hasta grubundaki olumlu sonuçların ümitleri artırdığını belirtti.

Doç. Dr. Babacan ayrıca, metastatik evredeki kolörektal kanser, bazı jinekolojik tümörler ve karaciğer kanseri ve sarkomlarda immüno-onkolojik tedavilerin olumlu sonuçlarını bildiren çalışmaların da paylaşıldığını ifade etti.