Irak’a ihracatın yüzde 45’i Kuzey’e yüzde 55’i Güney’e

 

TİM Lojistik Konseyi Başkanı ve AKAMİB Başkanı Bülent Aymen, Habur Sınır Kapısı’nda güvenliğin sıkılaştırılması ve sevkiyatların durma noktasına gelmesini değerlendirdi. Irak’a ihracatın yaklaşık yüzde 45’inin Kuzey Irak’a, yüzde 55’inin ise Bağdat’taki Merkezi Hükümet’e bağlı ülkenin güney bölgelerine yapıldığını söyleyen Aymen, “Habur’da yaşanan acil durum, ihracatımızın tamamını olumsuz etkiler. Elbette ülkemizin çıkarları ve güvenliği her şeyin üstündedir. Ancak alternatif yollarla bulacağımız çözümler ile zararı minimize etmeliyiz” dedi.

Aymen şunları söyledi:

“Irak’ın güney bölgelerine ihraç mallarımızı ulaştırmada İran güzergahı öne çıkıyor. İran’daki Esendere, Gürbulak, Borualan kapılarımızın kapasitelerini artıracak tedbir ve girişimleri hemen hayata geçirmeliyiz. Türkiye’nin ihracatının ilk 8 ay itibariyle yüzde 5.8’i ve AKAMİB’in bünyesinde yer aldığı Akdeniz İhracatçı Birlikleri’nin ihracatının yüzde 12’si Irak’a gerçekleşiyor”

Akdeniz İhracatçı Birlikleri bölgesindeki illere bakıldığında Irak’a en fazla ihracatı olan Türkiye’deki ilk 10 il arasında Mersin’in 5’inci, Adana’nın 7’inci, Kayseri’nin 8’inci, Hatay’ın 10’uncu sırada yer aldığına dikkat çeken Aymen, “Ayrıca Türkiye’nin Irak’a ihracatının yaklaşık yüzde 10’unu mobilya, kağıt ve orman ürünleri sektöründen gerçekleşiyor. AKAMİB ihracatının da yüzde 31’i Irak’a yapılıyor” diye konuştu.

cbgAds.AdsInline(1976);

Nihat Zeybekci Kuzey Irak’a ambargo uygulaması hakkında açıklamalarda bulundu

Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, İstanbul Finans Zirvesi’nde gazetecilerin sorularını yanıtladı. Zeybekci bir gazetecinin, Kuzey Irak’a ambargo uygulanması konusunda yaptığı açıklamaları sorması sonrasında, şu açıklamalarda bulundu:

“Sözlerimin hiçbir yerinde Kuzey Irak’a ambargo uygulanmamalı diye bir söz yok. Ama ambargo çok ciddi bir şey. Ekonomik yaptırımlar çok ciddi bir şeydir. Bunlarla ilgili sayın Cumhurbaşkanımızın, Başbakanımızın söylediği sözler hepimiz için bağlayıcıdır ve bize uyulması gereken talimatlardır. Ama şuana kadar Türkiye’nin bu yönde alınmış olan bir kararı yok. Türkiye olarak bizim önemli ticaret ortaklarımızdan bir tanesi Irak, yaklaşık olarak 8 milyar dolar civarında ticaret hacmimizin ekonomik menfaatimizin olduğu bir ülke. Bunun yaklaşık 2 buçuk milyar dolarlık kısmı kuzey, geri kalan kısmı güneyle irintili. Türkiye burada en büyük menfaati olan ülke, dışarıdaki toplulukların, uzaktaki ülkelerin Irak ile ilgili şöyle olsun böyle olsun söylemleri bizim için biraz daha farklı. Tekrardan söylüyorum Türkiye olarak şuanda gerek ekonomik yaptırımlar, gerekse sınır kapılarının kapatılması gibi alınmış olan bir karar yok. Böyle bir karar alınırsa zaten buna itiraz edecek hiç kimsenin böyle bir şeyi yoktur. Musul ve Kerkük bizim kutsal bir davamızdır. Bu milletin kutsal bir emaneti ve mirasıdır. Onun için Irak’a karşı, Irak’taki referanduma Türkiye hariç tırnak içinde söylüyorum karşı çıktığını söyleyen ülkelerin, bu karşı çıkışlarının çok dikkatli şekilde takip edilmesi gerektiğine inanıyorum.”

İhlas Haber Ajansı’nın haberine göre karşı çıkan ülkelerin bu karşı çıkışlarının çok dikkatli bir şekilde takip edilmesi gerektiğine inandığını söyleyen Zeybekci, “Şimdi Irak’la ilgili yaklaşık olarak 6 milyar dolarda ki ticaretimizi Irak Merkezi Hükümeti ile yapıyoruz. Tek kapımızda sayılabilecek Kuzey Irak üzerinden giriyoruz.

Kuzey Irak’ta bu gayri meşru referandumdan sonra Türkiye olarak Güney Irak ile ilgili yaşayabileceğimiz Irak Merkezi Hükümetinin egemenlik alanıyla ilgiliyi ticaretimizi sürdürebilmek içinde arayışlarımız var. Gerek İran üzerinden gerekse başka alanlardan da arayış ve hazırlıklarımız var” şeklinde konuştu.

“TÜRKİYE’DE AKLI BAŞINDA OLAN HİÇ KİMSE OLAĞANÜSTÜ HALİ İSTEMEZ”

Ekonomi Bakanı Zeybekci, Olağanüstü hal ile devam etmenin Türkiye’nin tercihi olmadığının altını çizerek, şöyle devam etti:

“Bu gereklilikler ortadan kalktığında Türkiye, başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere, Başbakanımız ve Hükümet olarak bizim niyetimiz ve kararımız bir an önce olağanüstü hal ortamından çıkmaktır. Bunu bir polemik malzemesi haline getirmek, olağanüstü hali isteyenler ve istemeyenler diye bir tartışma haline getirmek son derece yanlış olur. Türkiye’de aklı başında olan hiç kimse olağanüstü hali istemez. Kaldı ki bu gereklilikler ortadan kalktığı sürece, bu ortamdan çıkılmalı, küresel bir ekonomi ve demokrasi olan Türkiye, 15 Temmuz ihanetinin müsebbibleri ile ilgili gereklilikler ortadan kalkmalı derhal. Ve olağanüstü halden de bir an önce ayrılmalıyız diye düşünüyorum.”

nihat zeybekci
Kuzey Irak Ambargosu
iran
Kuzey Irak Ambargosu sonuçları

Kuzey Irak referandumunun ekonomik etkileri – IKBY referandumu

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bugün dikkat çektiği iki başlık ise IKBY’ye ilk aşamada nasıl bir ekonomik yaptırım uygulanabileceğinin ipucunu çok açık bir şekilde verdi. Erdoğan, “Kapıları kapatacağız. Kuzey Irak petrolünün vanası da bizde. Kapatırız” sözleriyle bölgenin Türkiye tarafındaki izolasyonunun başlayacağını vurguladı.

Erdoğan’ın bahsettiği bu iki önlem, aslında IKBY’nin ekonomisinin iki kritik ayağını oluşturuyor. Gelirinin tamamına yakını petrol olan ve Türkiye dışında dış pazarlara çıkışı bulunmayan IKBY’nin sınır kapılarının da kapanması durumunda ithalat yolunun da izole olacağı anlamına geliyor bu vurgu. Peki Türkiye’nin ekonomik yaptırımının başlaması durumunda Barzani’yi ve IKBY’yi nasıl bir ekonomik gelecek bekliyor? İşte tüm detaylarıyla IKBY’yi bekleyen ekonomik gerçekler…

IRAK EN BÜYÜK PAZARLARDAN BİRİSİ

Türkiye ekonomisinin en önemli ihracat pazarlarından birisi Irak. Geçtiğimiz yıl Irak’a 7.2 milyar dolarlık ihracat yapılırken, en çok ihracat yapılan ülkeler arasında dördüncü sırada yer aldı. Irak’ın Türkiye’nin toplam ihracatı içerisindeki payı da yüzde 5.48’e yükseldi.

2017 yılına geldiğimizde ise daha güçlü bir tablo ortaya çıkıyor. Ocak-Temmuz döneminde Türkiye’nin Irak’a yaptığı ihracat 5.4 milyar dolara dayanırken, bu rakam geçen senenin aynı dönemine göre yüzde 34.6 oranında bir artışa işaret ediyor. Aynı dönemde Irak’ın Türkiye’nin toplam ihracatı içerisindeki payı da yüzde 6’ya yükseldi.

IKBY’DE NASIL?

İçişleri Bakanlığı’ndan PYD/YPG raporu

İçişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan “PKK/ KCK Terör Örgütü’nün Suriye Kolu: PYD/ YPG” başlıklı 68 sayfalık Mayıs 2017 tarihli raporda, örgütün ortaya çıkışı, yapısı, yöneticileri ve eylemlerine dair çarpıcı bilgilere yer verildi.

Gazete Habertürk’ten Helin Şahin’in haberine göre Türkçe ve İngilizce hazırlanan raporda, PYD/ YPG terör örgütünün 2011 yılı sonrası Suriye’de yaşanan iç savaş koşulları nedeniyle doğan otorite boşluğu sonucu terör örgütü PKK’nın elebaşısı Abdullah Öcalan’ın talimatıyla bizzat PKK tarafından kurulduğu kaydedildi.

17 YAŞINDAKİ BİR KIZ ÇOCUĞU İNFAZ EDİLDİ

PYD/YPG’nin Türkiye’ye yönelik son 3 ayda 14 saldırı gerçekleştirdiği ifade edilen raporda, örgütün kadın ve çocuk istismarına da dikkat çekildi. Raporda, çok sayıda kız çocuğunun kaçırılarak Irak’ın kuzeyindeki PKK kamplarına götürüldükleri ifade edildi.

17 yaşındaki bir kızın PKK kampından 9 kez kaçma girişiminde bulunduğu için silahla başından vurularak infaz edildiği belirtilen raporda, 51’i çocuk, 43’ü kadın ve işkenceyle öldürülen 16 kişi dahil toplam 407 sivilin PYD/YPG tarafından hayatlarına son verildiği vurgulandı. Ocak 2016’ya kadar 88’i kadın bin 651 kişinin örgüt tarafından alıkonulduğuna dikkat çekilerek, YPG’nin kendisine rakip gördüğü bazı yapılanmalara mensup kişileri de infaz ettiği dile getirildi.

FAİLİ MEÇHULLER VAR

Raporda, YPG’nin etkin olduğu bölgede çözülemeyen çok sayıda cinayet ve kaybolma olayı olduğu ifade edilerek, 9 yerleşim yerinin örgüt tarafından yıkıldığı, 19 köyün yok edildiği ve en az 49 yerleşim yerindeki halkın sürgün edildiği vurgulandı.

Raporda PKK/KCK ile PYD/ YPG’nin aynı örgüt olduğuna dair bilgiler verilerek örgütün kontrolünde bulunan Telabyad’ın girişinde PKK elebaşısı Abdullah Öcalan’ın posterinin asılı olduğu, Afrin’de de Öcalan’ın posterlerinin kentin bazı noktalarına asıldığı fotoğraflarla anlatıldı.

 

‘ABD’nin YPG’ye silah sevkiyatı başladı’ iddiası

ABD Başkanı Donald Trump’ın, Suriye’de çatısını PKK’nın uzantısı PYD/ YPG’yi ağır silahlarla donatma kararının ardından silahların Tabka Barajı yakınlarındaki YPG’ye bugün ulaştığı iddia edildi.

Lübnan merkezli El Masdar’ın aktardığı habere göre çatısını YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Cihan Şeyh Ahmed, “Bu olumlu bir adım. Umuyoruz ki bu destek Rakka’nın özgürleştirilmesi için ve DEAŞ’la mücadele için yeterli olacaktır.” dedi.

Reuters’ın haberine göre ise bir SDG yetkilisi, Beyaz Saray tarafından YPG’ye yollanması onaylanan silahların sevkiyatının henüz başlamadığını, silahların yakında varacağını söyledi.

Yetkili, ABD öncülüğündeki koalisyonun, Rakka operasyonu başladığında zırhlı araçlar da dahil olmak üzere kendilerine silah tedarik etmesini beklediklerini ifade etti.

Trump’ın YPG’yi ağır silahlarla donatma kararı Türkiye’den tepki çekmişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “YPG kaosu fırsata çevirmeye çalışıyor. Suriye ve Irak’ta her gelişme, bizim için doğrudan milli güvenlik meselesidir. Bizler müttefiklerimizin, terör örgütlerinin değil, bizim yanımızda yer almayı tercih edeceklerine inanmak istiyoruz. Bu konudaki tavrımızı, alınan kararla ilgili endişelerimizi 16 Mayıs’ta Başkan Trump ile yapacağımız görüşmelerde ayrıntılı şekilde kendilerine de bizzat ifade edeceğim. Bu yanlıştan bir an önce dönülmeli. DEAŞ ile mücadele terör örgütü ile olmaz” demişti.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu: "Bizi buna mecbur bıraktılar"

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, AKPM’nin siyasi denetim kararı ve Kuzey Irak ile Kuzey Suriye’ye düzenlenen operasyon ile ilgili önemli açıklamalar yaptı.

Çavuşoğlu’nun konuşmasından satırbaşları şu şekilde:

“Parlamentonun aldığı bu karar bundan sonraki işbirliğimizi zayıflatan bir karardır. İlişkilerimizi yeniden gözden geçireceğiz. Bizi buna mecbur bıraktılar. Ben bunu arzu etmezdim. İlişkilerin iyi olması için esasen de çok çaba gösterdim. Avrupa ülkelerinde artan ırkçılık ve yabancı düşmanlığı bu kurumlara da yansıdı. AKPM’deki vekiller, ulusal meclislerden geliyor ve Türkiye karşıtlığını AKPM’ye yansıtıyorlar. Bu vekillerin bir kısmı PKK’ya çok ciddi bir şekilde destek veriyor.”

SİNCAR’A DÜZENLENEN HAVA OPERASYONU

“Bize yönelik tehditlere karşı operasyon yapacağımızı herkese söylüyoruz. DEAŞ’a da PKK’ya da YPG’ye de yapacağız. Bu bölgede operasyon yapacağımızı ABD’ye bildirdik. Askerlerini sınırımızdan 20-30 km güneye çekmelerini de söyledik. Aramızdaki anlaşma gereği, operasyondan 2 saat önce bunun bilgisini paylaştık. Bu bilgiyi koalisyonun Katar’daki koordinasyon merkeziyle paylaştık. Rusya’nın Suriye’deki harekat merkeziyle de paylaştık. Dolayısıyla burada bilgi paylaşımı yok diyorsa bir kimse, ben ona katılmıyorum. Son birkaç hafta içinde ABD’li dostlarımızla burada operasyon yapacağımızı paylaştık. Türkiye burada şeffaf davranıyor. Bizim gizli ajandamız yok. Buradan teröristler Türkiye’ye giriyor. Tünel kazıyorlar. En son Diyarbakır saldırısında bunu gördük. Burada bir tehdit varsa, bizim ne yapmamız lazım? Biz milli güvenliğimizi, tehditleri bertaraf ederek, güvenliği sağlamak için her türlü tedbiri almakla sorumluyuz. Çok bedeller ödedik. Bundan sonra daha kararlılıkla, terör örgütleriyle mücadelemiz devam edecek. Dostlarımızdan beklentimiz Türkiye’ye destek olmalarıdır. Burada bir meşru müdafaa vardır. Bu hukuk dışı da değildir, gayet ölçülüdür.”

TSK’dan Sincar’a hava harekatı!

Türk Silahlı Kuvvetleri’nce ( TSK), terör örgütü PKK ve uzantılarına yönelik Irak’ın kuzeyindeki Sincar Dağı ile Suriye’nin kuzeydoğusundaki Karaçok Dağı bölgelerine ilk kez düzenlenen hava harekatında belirlenen terörist hedeflerin tam isabetle vurulduğu bildirildi.

TSK GÖRÜNTÜLERİ PAYLAŞTI

Sabah saatlerinde yapılan harekat açıklamasının ardından TSK, Sincar’a yönelik ilk kez gerçekleştirilen ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar ile Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal ve Genelkurmay İkinci Başkanı Ümit Dündar’ın da bizzat yönettiği harekatın görüntülerini paylaştı. Sincar; Irak, Suriye ve Türkiye’nin tam ortasında bulunması nedeniyle büyük bir öneme sahip.  Sincar ilk olarak, 2014 yılında terör örgütü DEAŞ’ın, bölgedeki Ezidilere yönelik saldırıları ile gündeme gelmişti. 

Genelkurmay Başkanlığından yapılan açıklamada, “Bölücü terör örgütü PKK ve bu örgütün Suriye ve Irak’taki uzantıları tarafından, Suriye ve Irak kuzeyi, ülkemize terörist, silah, mühimmat ve patlayıcı madde aktarılması maksadıyla özellikle son zamanlarda yoğun bir şekilde kullanılmaktadır.” ifadesine yer verildi.

Açıklamada, bu bölgelerden sızdırılan teröristler ile aktarılan silah ve malzemelerin, hudut karakollarına yönelik taciz ve saldırılarda, son olarak da Diyarbakır’da tünel kazılarak toplu yıkım ve ölümleri amaçlayan bir terör eyleminde kullanıldığı vurgulandı.

Fırat Kalkanı bitti, sırada başka operasyonlar var

Suriye’de EL Bab’ın tamamen kontrol altına alınmasıyla Fırat Kalkanı Harekâtı’nın bittiğini açıklayan Başbakan Binali Yıldırım, ihtiyaç doğarsa yapılabilecek başka harekâtların başka isimlerle anılacağını söyledi. MGK toplantısında da Fırat Kalkanı’nın başarıyla sonuçlandığı teyit edildi.

Peki bundan sonra ne olacak? Türkiye, El Bab’dan çekilecek mi? Burası kime bırakılacak? Sonraki hedef neresi? PKK/ YPG ve taktik müttefikleri konusunda hangi adımlar atılacak? Hem MGK’da hem de güvenlik birimlerince yapılan tespit ve değerlendirmelere göre; Türkiye’nin Suriye, Irak, terörle mücadele, PKK/YPG konusunda atacağı adımlar ve izleyeceği strateji şöyle:

TERÖRE STATÜ KAZANDIRILMAYACAK: Sınır ötesinde PKK/YPG terör örgütü merkezli defacto bir statü tesis edilmesine izin verilmeyecek. Türkiye karşıtı bir terör kuşağının bölge ve dünya için bir istikrarsızlık kaynağı olacağına vurgu yapılacak.

YENİ OPERASYONLAR: Türkiye, terörle mücadele ve Türkiye’ye yönelebilecek tehditleri bertaraf etmede asla geri adım atmayacak. Fırat Kalkanı sonrası gerek görüldüğünde Irak’a, Sincar’a yönelik operasyon ve müdahale gündemdeki yerini koruyor.

BÖLGE HALKININ DURUMU: Irak ve Suriye’nin kuzeyindeki yerleşik Kürt halkın, PKK/YPG terör örgütünün etkisi altına girmesi önlenecek. Bunlara yönelik politikalar inşa edilecek. Yerel halkın, Türkiye karşıtlığında konsolide edilmesi engellenecek.

SINIRDAN BASKI ÖNLENECEK: Irak ve Suriye’deki terör örgütlerinin yasal statüye kavuşma gayretlerinin akabinde Türkiye’deki Kürt kökenli nüfusa yönelik baskı uygulaması ve Türkiye’yi tehdit etmesinin önüne geçilecek. İçeride devlet otoritesini kalıcı hale getirecek; vatandaşdevlet bağını, aidiyet duygusunu güçlendirecek adımlar atılacak.

İÇERİDE ARINDIRMA: Terör örgütüne karşı Türkiye içindeki operasyonlar hız kesmeden devam edecek ve bu arada sınırları sıkılaştırmaya yönelik uygulamalar aralıksız sürecek. İçeride atılacak adımlara karşı terör örgütü ile yurttaş arasına kalıcı olarak set çekilmesi amaçlanıyor.

ENTEGRE STRATEJİ: Türkiye, siyasi, diplomasi kanallarını da işleterek, bölgedeki yeni güç unsurları ve yerel aktörlerle etkileşimini artırarak entegre bir stratejiyi devreye sokacak. Sahadaki gelişmelere göre yeni ataklar başlatılacak. Yeni etkileşim sahaları kurulacak. PKK’ya dışarıda da çeşitli kanallarla baskı uygulanacak.

KUZEY IRAK BÖLGESEL YÖNETİMİ: Barzani’nin Türkiye ile yakın ilişkileri sebebiyle baskı görmesi, Türkiye karşıtlığına yönelmesi gibi kışkırtmaların önüne geçilecek. İran’ın ve Bağdat’ın etkileme hamlelerine müdahale edilecek. PKK’nın Sincar, Mahmur, Kerkük, Rabiya’da üslenme ve gücünü tahkim etme çabalarını bertaraf etmeye yönelik adımlar atılabilir.

AFRİN-MÜNBİÇ-MUSUL-RAKKA: Türkiye devam eden Musul operasyonu, Rakka operasyonu, Münbiç ve Afrin’deki gelişmeleri yakından takip ederek, olumsuz gelişmelere anında müdahale edebilecek bir mekanizmanın yollarını arayacak.

16 NİSAN’DAN SONRA: Türkiye jeopolitik riskleri ve fırsatları gözeterek yeni istikametler belirleyecek. Dış politikada mevcut durum gözden geçirilerek, radikal bazı adımların atılması da söz konusu. Kurumsal kapasitelerin artırılması ve etkin idari mekanizmaların tesis edilmesine yönelik bazı çalışmalar da halihazırda sürüyor. Bölgede mevcut ittifakların bozulabileceği, yeni ittifakların kurulabileceği bir döneme giriliyor.

BÜLENT AYDEMİR/GAZETE HABERTÜRK

Fırat Kalkanı Harekatı sona erdi!

Bugün yapılan MGK toplantısının ardından yayınlanan bildiride Fırat Kalkanı Harekatı’nın başarıyla sonuçlandırıldığı ifade edilirken NTV ile Star TV ortak canlı yayına katılan Başbakan Binali Yıldırım da harekatın sona erdiğini açıkladı.

MGK bildirisinde şu açıklamalar yer aldı:

“Ülkemizin sınır güvenliğini sağlamak, DEAŞ terör örgütünün ülkemize yönelik tehdit ve saldırılarını önlemek, yerinden edilmiş Suriyeli kardeşlerimizin ülkelerine dönüşlerine imkan vermek ve Fırat Kalkanı Harekatı bölgesinde huzur ve güven
içerisinde yaşamlarını sürdürmelerini sağlamak maksadıyla yürütülen harekatın başarıyla sonuçlandığı ifade edilmiştir.
Suriye ve Irak’ta DEAŞ terör örgütü ile mücadelede PKK/PYD- YPG terör örgütü unsurlarının kullanılmasının, bölgede huzur ve güven ortamının tesisine katkı sağlamayacağı, bilakis orta ve uzun vadede yeni sorunların ortaya çıkmasına sebep
olacağı bir kez daha kaydedilmiştir.

Bölgedeki tüm terör örgütleri ile etkin şekilde mücadele eden Türkiye’nin terörist olarak ilan ettiği gruplara, müttefiklerimizin para, silah, askeri malzeme desteği vermesinin dostane ilişkilerimizi zedeleyeceği özellikle vurgulanmıştır. Suriye’de iç savaşın oluşturduğu mağduriyetlerin giderilmesi amacıyla gereken insani yardım ihtiyacının acilen çözülmesi için oluşturulacak terörden arındırılmış bölgelere, buraların gerçek sahiplerinin yerleştirilmesinin, huzur ve güven ortamının tesisi bakımından şart olduğunun altı çizilmiştir.”

Halepçe Katliamı nedir? Halepçe Katliamı’nın yıldönümü!

29 yıl önce, İran – Irak savaşı sırasında dönemin Irak lideri Saddam Hüseyin, El-Enfal Harekatı’nı bastırmak için Halepçe’ye kimyasal saldırı yaptı. Peki Halepçe Katliamı nedir?

HALEPÇE KATLİAMI NEDİR?

Halepçe Katliamı, İran – Irak savaşı esnasında Saddam Hüseyin’in 1986-1988 tarihinde Irak’ın kuzey bölgesinde yaşayan Kürt vatandaşlara yönelik yaptığı operasyon parçasıdır.

Halepçe Katliamı, tarihte Kanlı Cuma adıyla da bilinmektedir. Saldırının başlama sebebi olarak El-Enfal Harekatı adlı isyanın bastırılması gösterilmiştir. Saldırıda zehirli bir gaz kullanılmıştır.

16 Mart 1988 tarihinde zehirli gaz bombası taşıyan sekiz adet MİG-23 tipi uçağa “vur” emri verildi ve uçaklar Halepçe kasabasına bombardıman düzenledi. İran askerleri ve peşmergelerle birlikte 5.000’den fazla insan öldü, 7.000’den fazla insan bu kimyasal saldırı sonucu yaralandı.

Saldırının ardından zehirli gazın etkisi bir süre Kuzey Irak’ta sürdü ve çeşitli hastalıklar ortaya çıktı. Hastalıklardan hariç olarak, yıllar boyunca yeni doğumlar sağlıklı sonuçlanmadı. Yapılan bu katliam, o bölgede Kürt halkına yönelik yapılan en büyük kimyasal saldırı olarka kayıtlara geçti.

Irak Yüksek Ceza Mahkemesi 1 Mart 2010 tarihinde soykırım eylemi olarak Halepçe katliamını tanıdı ve karar Kürdistan Bölgesel Hükümeti tarafından memnuniyetle karşılandı. Saldırı bazı ülkelerde parlamentolar tarafından insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak tanımlanıp, kınandı. Ayrıca Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bu katliamın tanınması için kanun teklifi verilmiştir.

cbgAds.AdsInline(1891);