Çikolata kisti spermleri öldürüyor

Endometriozis, rahim içini kaplayan dokunun normal bulunması gereken yer dışında yerleşmesidir. Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Doç. Dr. Volkan Turan, “Bu doku tıpkı adet kanamasıyla dökülen rahim içi doku gibi tutunduğu yerde aktif olup kanayabilir. Hastalığın adı endometriozis, yumurtalıklarda oluşan kiste ise endometrioma (halk arasında çikolata kisti diye bilinir) denir. Aslında çikolata kisti buz dağının gözüken kısmıdır. Birikmiş bekleyen kan kahverengi ve akışkan olduğundan çikolata kisti denilmiştir. Çocuk isteği olan hastalarda mümkün oldukça cerrahi tedaviden kaçınılmalıdır. Çünkü yapılan her cerrahi bu hastalarda sağlam yumurtalık dokusunun da kistle beraber çıkarılabilmesi ve yumurtalık rezervinin daha da azalmasıdır. Bu hastalara önerim çikolata kistinin saptanması durumunda kistin büyümesini engelleyecek medikal tedavinin hemen başlanmasıdır” dedi.

KİSTİN BELİRTİLERİNE DİKKAT!

Çikolata kistlerinin oluşmasında kesin bir neden bilinememesine rağmen üzerinde en sık durulan teorinin geriye adet görme olduğunu açıklayan Doç. Dr. Turan, “Kadınların rahim içinden doğum yoluna dökülen adet kanı tüplerden de karın içine kaçmakta ve karın içinde belli yerlerde tutunmaktadır. Bu hastalar sıklıkla sancılı adet, adet sırasında idrarda yanma, bulantı, kusma ve ishal bulgularıyla başvururlar. Bunun dışında kist oluşmuşsa buna bağlı devamlı adetten bağımsız kasık ve bel ağrısına sahip olabilirler. En önemli etkilerinden biri de kısırlıktır. Çocuk istemi olan hastalarda sıklıkla rastlantısal bir şekilde de saptanabiliyor” dedi.

KISIRLIK NEDENİ

Çikolata kistlerinin tüplerde yapışıklıklara neden olması, yumurtaya yaklaşan spermler üzerindeki toksik etkiler ile spermlerin ölmesine yol açması nedeniyle de kısırlık yaptığını açıklayan Doç. Dr. Turan, “Bunun dışında yumurtalıklarda yumurta rezervinin erken tükenmesine neden olabilir. Bu nedenle bu hastalarda kanda Anti Müllerian Hormon (AMH) seviyesi ile yumurtalık rezervi tetkik edilmelidir. Ayrıca bu hastalar sağlıklı hastalara göre daha yüksek düşük oranlarına sahiptir. Düşük rezerv saptanan evlenmemiş hastalarda mutlaka yumurta dondurma, evli olanlarda ise embriyo dondurma önerilmelidir” şeklinde konuştu.

CERRAHİ TEDAVİDEN KAÇININ

Çikolata kistlerinin tedavisinde hastanın bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini anlatan Doç. Dr. Turan, “Hastanın çocuk isteği olup olmadığı, kistin büyüklüğü, hastanın şikayet derecesi operasyon için karar verdiren belli başlı kriterlerdir. Çocuk isteği olan hastalarda mümkün oldukça cerrahi tedaviden kaçınılmalıdır. Çünkü yapılan her cerrahi bu hastalarda sağlam yumurtalık dokusunun da kistle beraber çıkarılabilmesi ve yumurtalık rezervinin daha da azalmasıdır. Bu hastalara önerim çikolata kistinin saptanması durumunda kistin büyümesini engelleyecek medikal tedavinin hemen başlanmasıdır. Bunun dışında seri Anti Müllerian Hormon (AMH) seviyeleri ile bu hastalarda mutlaka yumurtalık rezervi takip edilmelidir. Azalmış over rezervi saptanan hastalar hızlı bir şekilde üremenin korunması amacıyla yumurta veya embriyo dondurmaya yönlendirilmelidir” dedi.

cbgAds.AdsInline(2011);

Meme kanseri riski ‘yerli test kiti’ ile saptanacak

Türk genetik bilimci, dünyada az sayıda ülkenin ürettiği ve kalıtsal meme kanseri riskini tespit eden test kitini yerli imkanlarla geliştirdi.

Çalıştığı üniversitede 15 yıl boyunca 100 bine yakın genetik test yapan Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi Tıbbi Genetik Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hüseyin Onay, AA muhabirine yaptığı açıklamada, meme kanserinin kadınlarda en sık gözlenen kanser türü olduğunu söyledi.

Kadınlarda meme kanserinin yüzde 10’unun kalıtsal nedenlerden kaynaklandığını vurgulayan Doç. Dr. Onay, ailesel riski olanlarda kanser ortaya çıkmadan genetik test yapıldığını anlattı.

Genetik tanı testinin, ABD ve az sayıdaki Avrupa ülkelerinde üretildiğini aktaran Onay, “Türkiye’de ilk defa BRCA1 ve BRCA2 genlerine yeni nesil dizi analiz sisteminde bakan bir tanı kiti yani test geliştirdik. Bu kit sayesinde hem çok ve çok ucuz bir şekilde, hem de yerli imkanlar kullanılarak ailesel meme kanserine yatkınlık tanısını koyabiliyoruz.” ifadelerini kullandı.

Doç. Dr. Onay, meme kanseri olan kadınlarda tedavinin planlanması açısından bu testin hayati önem taşıdığına işaret etti.

Henüz kanser geliştirmemiş ama mutasyon taşıyan olgularda erken dönemde taramaya başlanmasının gerekli olduğunu anlatan Onay, “Bu test sayesinde bireyleri kansere yakalanmadan tespit edip bu hastalıktan ölümleri engelleyebiliyorsunuz.” dedi.

‘Susuzluk Alzheimer’a zemin hazırlıyor’

Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Murat Aksoy, yapılan çalışmaların, vücutta yüzde 1 su kaybedildiğinde beyinde algı mekanizmalarının yüzde 5 oranında bozulduğunu gösterdiğini belirterek, “Su kaybı oranı yüzde 2’ye çıktığı zaman kısa dönem hafızamız zayıflıyor ve yeni öğrendiklerimizi hızla unutuyoruz, odaklanma sıkıntıları yaşıyoruz ve matematik problemlerini çözmekte zorlanıyoruz. Bu kaybın uzun süre devam etmesi beynin ufalmasına ve sonucunda Alzheimer hastalığına zemin hazırlamaya kadar gidiyor” dedi.

SUSUZLUK BAŞKA RAHATSIZLIKLARA DA NEDEN OLABİLİYOR

Aksoy, yapılan araştırmalar sonucunda susuzluğun çeşitli rahatsızlıklara davetiye çıkardığının belirlendiğini söyledi. İnsan vücudunun yüzde 60’ının sudan oluşturduğunu hatırlatan Aksoy, “Susuzluğa dikkat edin, susuz kalmayın” önerisinde bulundu. Erişkin 70 kilogramlık bir insan vücudunda 42 litre su bulunduğunu vurgulayan Aksoy, bu oranın yıllar geçtikçe yüzde 50’ye kadar düştüğünü hatırlattı.

“Bu kadar su nerede diye merak ediyorsanız hemen anlatalım; bu miktarın üçte ikisi hücrelerin içinde yer alıyor. Geri kalanıysa kanda, hücreler arasında ve vücudun diğer salgılarında bulunuyor” diyen Aksoy, organların içindeki su miktarının da oldukça dikkat çekici olduğunu dile getirdi.

Beyin, karaciğer, böbrek ve kalp gibi organların yüzde 65-80’inin su olduğunu aktaran Aksoy, “Kemiklerde bu oran daha düşüktür ama kemiklerde bile var olan su miktarı kemik ağırlığının yüzde 30’u kadardır. İşte bu nedenlere vücudumuzun su içeriğinin eksilmemesi gereklidir. Aksi halde organların işleyişi tehlikeye girer” ifadesini kullandı.

“HALSİZLİK, SİNİR VE UYKU BOZUKLUĞU SU EKSİKLİĞİNDEN OLABİLİR”

Her organın ayrı oranda su taşıdığını ve bunların eksilmesi halinde sağlık açısından tehlikeli bir sürecin başlayacağını ifade eden Aksoy, şöyle konuştu: “İlk olarak tüm düşüncelerimizi, duygularımızı ve vücudumuzun çalışmasını idare eden beynimize bakalım. Beynimizin yüzde 85’i sudan oluşuyor ve beynin çalışması büyük oranda suya bağlı. Elektriksel aktiviteden tutun da hormon üretimine ve duygulanmaya, bir fikre odaklanmaya kadar birçok işi başarabilmemiz için beyindeki hücrelerimizin sudan yoksun kalmaması gerekli. Su vücudumuzda ve dolayısıyla beyinde azalmaya başladığı zaman beyin adeta şalteri indiriyor. Suyun azalmaya başlaması ile baş ağrısının gelişmesi en sık bulgu. Bu nedenle özellikle sıcak yaz aylarında baş ağrınız olursa ilk yapmanız gereken iş hemen su içmek. Birçok kez ağrınızın hafiflediğini ve zamanla geçtiğini göreceksiniz. Bunun yanı sıra beyinde suyun azalması ile beraber halsizlik, sinirlilik, duygusal boşluk, uyku bozuklukları oldukça sık görülen durumlardır. Bu konuda yapılan çalışmalar, vücudumuzda yüzde 1 su kaybettiğimizde beyinde algı mekanizmalarının yüzde 5 oranında bozulduğunu gösteriyor. Su kaybı oranı yüzde 2’ye çıktığı zaman kısa dönem hafızamız zayıflıyor ve yeni öğrendiklerimizi hızla unutuyoruz, odaklanma sıkıntıları yaşıyoruz ve matematik problemlerini çözmekte zorlanıyoruz. Bu kaybın uzun süre devam etmesi beynin ufalmasına ve sonucunda Alzheimer hastalığına zemin hazırlamaya kadar gidiyor.”

Tüm organların suyun azalması ile fonksiyonlarını kaybetmeye başladığına kaydeden Aksoy, “Cildimiz bile kendini korumak ve vücuttan suyu daha fazla kaybetmemek için aşırı sıcakta önce terlese de daha sonra kurumaya başlıyor. Çok ileri durumları bile beklemeden bol su içmek, suyu nem ile kaybetmemek adına nemlendirici kremlerle cildimizin nemini korumak önemli.” dedi.

cbgAds.AdsInline(2011);

‘Epilepsi nöbetini görüntüleyin’ önerisi

Türk Epilepsi İle Savaş Derneği Sözcüsü Prof. Dr. Zeki Gökçil, “Epilepsi nöbetinde hastanın kendi durumunu anlatmasından çok nöbet anının cep telefonuyla görüntülenmesi, teşhis ve tanı noktasında yüzde 90 doğru karar vermemizi sağlıyor” dedi.

Prof. Dr. Gökçil, dünyada ortalama her 100 kişiden birinde epilepsi görüldüğünü, bunun nöbetinin neredeyse her hastada ayrı özellik gösterdiğini söyledi.

Uykusuzluk ve açlığın yanı sıra aşırı stres ve yorgunluğun nöbetleri tetiklediğini anlatan Gökçil, genelde nöbetlerin yüzde 75’inin ilaçlarla kontrol edilebildiğini dile getirdi.

Nöbet türünün ayrımının önemine dikkati çeken Gökçil, çok az sayıda da olsa yanlış tedavinin, bazen bireylere ömür boyu zarar verebildiğini söyledi.

Hastanın nöbet anının görüntülenmesinin büyük önem taşıdığını anlatan Gökçil, şöyle devam etti: “Eskiden epilepsi hastası diye takip ettiğimiz kişileri 1 ile 7 gün arasında hastaneye yatırıp, elektrotları başına takarak nöbet anlarının kaydını yapıyorduk. Gördük ki dirençli olduğunu düşündüğümüz hastaların dörtte biri epilepsi hastası değilmiş, geçirdikleri ataklar psikolojik nöbetmiş. Anlatımla teşhis konulmaya çalışıldığı için net teşhis konulamıyor. Nöbet anını görüntüleyip gelenlerde yanılma oranımız yüzde 25’lerden 7’lere kadar düştü. Gözler, yüz, kol ve ayaklardaki kasılmaların, hastanın hareketlerinin çekilmesi büyük önem taşıyor” dedi.

“AMERİKA’DA YENİ YÖNTEM KEŞFEDİLDİ”

Gökçil, son 10 yılda çok fazla sayıda epilepsi ilacının piyasaya sunulduğunu, bunların etkinliklerinin yüksek, yan etkilerinin ise çok daha az olduğunu belirtti.

Halen çok sayıda ilacın yurt dışından piyasaya sunulmaya hazırlandığını dile getiren Gökçil, uzun vadede epilepsinin ortaya çıkışını da önleyebilecek ilaçların geliştirilmesini beklediklerini söyledi.

Epilepsi hastalarının tedavisine ilişkin Amerika’da yeni bir yöntemin keşfedildiğini anlatan Gökçil, şöyle konuştu: “O yöntemle hastanın kafatası açılıyor, nöbet kaynağı bölgeye, beyin üzerine pil konuluyor. Nöbet başlar başlamaz o pil devreye giriyor ve nöbetin ilerlemesi önleniyor. Ama henüz yaygın değil. Amerika’da az sayıda hastada uygulanan bir yöntem. Bu yöntem hem çok pahalı hem de henüz az sayıda kişide uygulandığı için onaylanma süreci de devam ediyor. Ama yöntemin hayvanlarda yapılan ilk denemelerinde oldukça başarılı sonuçlar elde edildi.”

“SON ÇARE CERRAHİ MÜDAHALE”

Gökçil, ilaçlara rağmen nöbete dirençli ortalama yüzde 25’lik bir hasta grubu bulunduğunu bildirdi.

Bazı epilepsi hastalarına cerrahi müdahalenin de yapılabildiğine dikkati çeken Gökçil, bu hastaların en az 3 nöbetinin doktorlar tarafından özel izlendiğini ifade etti. Gökçil, şunları kaydetti: “Üç nöbet de beynin aynı noktasından kaynaklanıyorsa ve bu bölge çıkarıldığında vücudun bir tarafında felç, görme kaybı ve konuşma bozukluğu gibi problem oluşturmayacağı tespit edilirse, beynin o bölümünü operasyonla alabiliyoruz. Cerrahi operasyonların ardından hastanın nöbetten kurtarılma ihtimali yüzde 100 değil. Ancak yüzde 70 civarında başarı sağlanıyor. İlaç tedavisinde umudumuz kalmayan hastalara cerrahi yöntemi tavsiye ediyoruz. Beynin her tarafından kaynaklanan nöbet tipleri de var. Bunlara ‘jeneralize nöbet’ diyoruz. Onlara zaten cerrahi müdahale şansı da olmaz.”

cbgAds.AdsInline(2011);

Beta mikrobu nedir? Beta mikrobu belirtileri…

Çocuklarda ve erişkinlerde sıkça görülen kulak, burun ve boğaz hastalıkları beta mikrobunun habercisi olabiliyor. Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Mehmet Şentürk, çocuklarda ateşin, yutma güçlüğünün, boğaz ağrısının ve huzursuzluğun devam ettiği durumlarda doktorlara başvurulması gerektiğini belirtti.

BETA TESTİNİ YAPTIRMAKTA FAYDA VAR

İHA’nın haberine göre; Op. Dr. Mehmet Şentürk, geçmeyen kulak burun boğaz hastalıklarında beta testi yapılması gerektiğini vurgulayarak, “Öncelikle çocuklarda geniz eti ve bademcik, hayatın normal akışı içinde gerekli olan dokular. Fakat bazen her şeye rağmen çok sevdiğimiz çocuklarımızı dış etmenlerden korumamıza rağmen onlarda burun tıkanıklığı, ateş, yutma güçlüğü, huzursuzluk, kulağa vuran ağrılar olabilmekte. Burada tabii ki uluslararası standartlarda öngörülen ilk tedaviler öncelikle koruyucu tedaviler. Yani bu koruyucu tedavide ne var; ateş ve yutma güçlüğünün önüne geçilip çocuğumuzun beslenme ve gıda yönünden halsiz düşmemesini sağlamak önceliğimiz. Tabii ki her şeye rağmen ateşin ve yutma güçlüğünün, boğaz ağrısının, huzursuzluğun devam ettiği çocuklarda bizler devreye girmek zorunda kalıyoruz çünkü hastalığın çocuğumuza daha fazla zarar vermemesi açısından ve sosyal hayatının devamı açısından ilaç tedavisine başlamak gerekiyor. Her gördüğümüz geniz eti, bademcik hastalığında antibiyotik tartışılan bir konu ve hemen vermiyoruz. Bunun kriterleri var. Sağlık Bakanlığının son zamanlarda gündeme getirdiği beta mikrobuna karşı bir test de burada önemli, bunu yaptırmakta fayda var. Diğer taraftan bademcikleri çok beyaz beyaz iltihap kapmış, geniz eti iriliğinden dolayı burun tıkanıklığı olan çocuklarımıza ilaç tedavilerini önermekteyiz. Bunlar klasik antibiyotikler, ateş düşürücüler, burun açıcı kısa süreli spreyler olabilmekte. Genellikle bir hafta 10 gün içinde toparlamakta ve daha kısası 72 saat içerisinde genellikle toparlanmakta. Fakat genel vücut düşkünlüğünün ağır olduğu durumlarda serum yolu ile de hastaneye yatırarak bazen tedavi gerekebilmekte” dedi.

‘Kırmızıbiber’ hapı yine sanal raflarda

Ebru Atabeyoğlu (24), Nilay Dinçer (23) ve Hülya Işıkçı (40), 2010’da art arda öldü. 3’ünün de bilinen bir rahatsızlığı yoktu. Ortak noktaları, hızlı zayıflama iddiasındaki bir hap kullanmalarıydı.

Gazete Habertürk’ten Öznur Karslı’nın haberine göre; genç kadınların ölümüne neden olduğu belirlenen “Pepper Time” ile “Formula 7” adlı ürünler, 7 yıl önce Sağlık Bakanlığı’nca toplatmıldı. Ancak ürün yasaklı olmasına ve hayati tehlikesi bulunmasına rağmen yeniden sanal raflara çıktı. Habertürk’ün araştırmasına göre, internette onlarca sitede “Pepper Time”, bitkisel zayıflama hapı olarak pazarlanıyor. Kapsül olarak satışı yapılan üründe, reçeteli satılması gereken ve tok tutma iddiasındaki “sibutramin” bulunuyor. Ancak bu, toksik bir madde. Ve şimdi daha da büyük risk içeriyor. Zira internette farklı fiyatlarla satılan ürünlerin, üretim ve satış aşamalarında sahtecilik devreye giriyor. Sahteciler, obeziteye karşı önerdikleri ancak vücutta tahribata yol açabilen “sibutramin” maddesinin toz molekülünü, Çin kaynaklı internet sitelerinden kilosunu 500 dolara satın alıyor, Türkiye’de merdivenaltı ortamlarda kapsüllere dolduruyor. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na yapılan başvurulardaysa “sibutramin” molekülü taşımayan ürün içerikleri sunup onay alıyorlar.

Bakanlığa sorduğumuzda, “Pepper Time adı altında ürünün gıda onayı bulunmamaktadır. Pepper Time, RedPepper, Antakya Biberi vb. ürünlerin satıldığı tespit edilen muhtelif internet siteleri, gerekli işlemlerin yapılması amacıyla Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’na bildirilmiştir” denildi.

5 KUTU 345 TL

Sanal ortamda onlarca “Pepper Time” adlı site, sayfa ya da blog var. Ürünü satan sanal sitelerin hepsi orijinal “Pepper Time” sattığını savunuyor. Kutusu 49-69 TL’den başlıyor, 5 kutu fiyatı 345 TL’ye kadar çıkıyor. Ödemeler internet üzerinden. Siparişlerse en geç 2 günde teslim ediliyor. Ürünü satan sitelerden birini arayıp Sağlık Bakanlığı’ndan onaylı olup olmadığını, fiyat farklarını sorduğumuzda, satış temsilcisinin yanıtı şöyle oldu: “Serbest piyasa olduğu için herkes satabiliyor. Ürünlerimiz orijinal. Çin’den geliyor. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı kapsamına giriyor. Ürün ilk çıktığı zaman (2010) bildirim yapılmıştı. Şu anda ürün bildirimsiz. Ama yasaklama olmadı. Barkod sisteminden orijinal olduğunu sorgulatabilirsiniz.” “Kilo verdiren sibutramin mi?” sorusuna ise satış temsilcisinin yanıtı “Evet” oldu. “Kalp kapakçığımda sorun var. Kullanabilir miyim?” sorusuna “Çarpıntı yapabilir. Yağ yakımı nabzı yükseltiyor. 2010’da ölen kişilerin hiç- biri otopsi raporuyla kanıtlanmadı. Kilo verdiren ‘sibutramin’ Pepper Time’ın içinde var. Türkiye’de sibutramin içeren ilaçlar reçete ile yazılıyor” yanıtını verdi.

Gıda Takviyesi ve Beslenme Derneği Başkanı Samet Serttaş, “İçeriklerde ‘sibutramin’ olması yasak. Sorun, lisanssız olarak Türkiye’ye getirilmeye çalışılan ürünler ile sahtecilerin ürettiği ürünlerde. Bu ürünler bavulla bile getiriliyor. 3-4 kapsül firması var. Sahteciler de bu firmalardan kapsülleri alıyor. Ürünlere sonradan da müdahale ediyorlar” dedi.

Ebru Atabeyoğlu

63 KİLOYA DÜŞTÜ, ÖLDÜ

Önce Nisan 2010’da Bursa’da Ebru Atabeyoğlu’nun (24) ölüm haberi geldi. Kullandığı haplarla önce 63 kiloya düşen Atabeyoğlu, kasıkları ağrımaya başlayınca hastaneye götürüldü. Ağrı kesici iğne yapıldı. Aynı akşam çenesi kilitlendi, hastanede öldü. Ölüm raporuna, zayıflama ilacı aldığı ve aynı gün ağrı kesici iğne yaptırdığı notu düşüldü. Atabeyoğ- lu’nun babası, hapları Sağlık Bakanlığı’na teslim etti. Adli Tıp’ta 2 uzman, ölüm nedeni olarak zayıflama hapını gösterdi. Aile, kızlarının içtiği hapın “Formula 7” olduğunu öne sürdü.

BAĞIRSAKTA AĞIR TAHRİBAT

Ebru’nun ölümünden 2 ay sonra, 1 çocuk annesi Nilay Dinçer (23) bir arkadaşı vasıtasıyla Pepper Time ile tanıştı. 2 ay kullandı. O da Atabeyoğlu gibi kasık ve karın ağrısı yüzünden hastaneye kaldırıldı. Bağırsaklarında ağır tahribat olduğu anlaşıldı. Hastanede 3 kez kalbi durdu ve ardından öldü. Dinçer’in Pepper Time kullandığının anlaşılması üzerine, Sağlık Bakanlığı ürünü piyasadan toplattı.

RAHATSIZLIĞI YOKTU

Bursalı Hülya Işıkçı (40) da hızlı zayıflamak istedi. Annesinin uyarısına rağmen Pepper Time sipariş etti. İkinci kutuyu yeni açtığı gün, annesi onu odasında baygın şekilde buldu. Diğer 2 genç kadın gibi bilinen rahatsızlığı yoktu. Kurtarılamadı. Kesin ölüm nedeni belirlenemedi ama kanında aynı etken maddeye rastlandı.

cbgAds.AdsInline(2011);

Beslenme hataları en çok okulların açıldığı dönemde yapılıyor!

Tatil döneminden okula dönemine geçişler çocukların hayatında en çok beslenme alışkanlıkların etkiliyor. Ailelerin okul dönemi ile birlikte çocuklarına yeniden düzenli beslenme alışkanlığı kazandırmaya çalıştığı bu dönemde önemli beslenme hatalarının yapıldığını belirten Dyt. Kübra Öztürk, en çok yapılan hatalara dikkat çekerek önemli tavsiyelerde bulundu.

Uzun bir tatil döneminin ardından okullar yeniden açılıyor. Çocukların gelişimlerinin sağlıklı bir şekilde gerçekleşmesi ve okul başarısını sağlamak için yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığı kazanmasının büyük önem taşıdığı bu dönemde ailelere büyük iş düşüyor. Ancak birçok aile çocuklara doğru beslenme alışkanlığını yeniden kazandırma konusunda ne yapılması gerektiğini merak ediyor. Konuyla ilgili açıklamalar yapan Dyt. Kübra Öztürk, özellikle okulların açılmasıyla birlikte öğrencilerin artık daha fazla ev dışında beslenmeye başladığını söyledi. Ailelerin bu konuda dikkatli ve bilinçli olması gerektiğine vurgu yapan Öztürk, yapılan beslenme hatalarına da değindi. Öztürk “Genelde bu dönemde yapılan en büyük beslenme hataları öğün atlama, öğün geçiştirme ve hatalı besin seçimidir. Bunlar sonucunda da çocuklarda zayıflık, şişmanlık gibi kilo sorunları, demir eksikliği anemisi ve vitamin- mineral yetersizlikleri görülmektedir.” açıklamasını yaptı.

Türk kardiyologlar, Türkiye’de ve dünyada bir ilke imza attı

Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Çocuk Kardiyologları başarılı bir operasyona imza atarak, 1,5 yaşındaki çocuğun kalp kapakçığındaki yarığı ameliyatsız yöntemle kapattı. Böylece küçük çocuğun kalp kapakçığındaki yarık, Türkiye’de ve Dünya’da ilk defa girişimsel (ameliyatsız) yöntemle kapatılmış oldu.

İHA’nın haberine göre; işlemi gerçekleştiren ERÜ Çocuk Kardiyoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nazmi Narin, 1,5 yaşındaki Mustafa’nın kalp kapakçığında doğuştan sıkıntı olduğunu belirtti.

Prof. Dr. Narin, “Hastamızda komplet AVSD dediğimiz kalp kulakçığı ile karıncık arasındaki kapak yapılarının sorunlu olması ile giden problem vardı. Biz bunun çok erken dönemde tanısını koyduk. Tabi bu arada kalp kapakçığının üzerinde eskiden var olan ve ameliyatla kapatılamayan 2 mm çapında yarık vardı. Bu da kalbin sol kulakçığı ile sol karıncık arasında var olan kapakta yetersizliğe yol açıyordu. Hastayı ve aileyi sıkıntıya sokuyordu. Çocukta nefes darlığı şikâyetlerine neden oluyordu. Kalpteki bu sorunun çözümü cerrahi, yani açık kalp ameliyatıdır. Hasta bir kez açık kalp ameliyatı olmuş. İkincisi de sıkıntı olabilirdi. Ailenin de desteği ile çocuğun kalp kapakçığındaki bu sorunu ameliyatsız yöntemle kapatma kararı aldık. Çocuğun kasığından girerek kalp kapakçığındaki yarığı kapattık. Şükürler olsun, operasyon çok başarılı geçti. Literatüre baktığımda hastaya yapılan girişimsel işlemin Türkiye’de ve Dünya’da bir ilk olduğunu söyleyebilirim. Eğer biz bu işlemi gerçekleştirmeseydik, çocuğa ikinci kez açık kalp ameliyatı yapılacaktı” dedi.

Yeni raporlara göre her 2 saniyede bir kişi inme geçiriyor!

Uluslararası katılımlı İnme Tromboliz ve Nörorevaskülarizasyon Akademisi, Türk Nöroloji Derneği tarafından 7-10 Eylül tarihleri arasında İstanbul’da düzenlendi. İnme tedavisinde güncel yaklaşımlar ve tedavilerin tartışıldığı akademi kapsamında düzenlenen basın toplantısına Türk Nöroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Şerefnur Öztürk, Türk Nöroloji Derneği İnme Çalışma Grubu Moderatörü Prof. Dr. Mehmet Akif Topçuoğlu, Türk Nöroloji Derneği Yoğun Bakım Çalışma Grubu Moderatörü Prof. Dr. Ethem Murat Arsava, Türk Nöroloji Derneği Girişimsel Nöroloji Moderatörü Prof. Dr. Özcan Özdemir konuşmacı olarak katıldı.

DÜNYADA BİR YILDA 17 MİLYON KİŞİ İNME GEÇİRİYOR

Türk Nöroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Şerefnur Öztürk, beyin damar hastalıklarının dünyada en fazla fonksiyon kaybına neden olan, yaşam kalitesini en fazla etkileyen ve ölüm nedeni olarak da ikinci sırada yer alan hastalık grubu olduğunu belirterek şu bilgileri verdi: “Dünyada bir yılda 17 milyon kişi inme geçirmekte ve 6 milyon kişi inme nedeniyle hayatını kaybetmektedir yani yeni raporlara göre her 2 saniyede bir kişi inme geçirmektedir. Ne yazık ki ülkemizde de durum farklı değildir. Son açıklanan TUİK raporlarına göre Türkiye’de beyin damar hastalıkları nedeniyle hayatını kaybeden kişilerin sayısı 2016 yılında yaklaşık 40.000’e ulaşmıştır.

İnme hastalarının risk faktörlerini azaltacak yaşam tarzı değişiklikleri konusunda aydınlatılmaları ve bu konuda toplumun bütün organlarının uygun ortamı hazırlaması ve sürdürmesinin ilaç tedavileri kadar etkili olduğu kanıtlanmıştır. Bütün bu önlemlerle inmelerin yüzde doksanının önlenebileceği gösterilmiştir. Okullardan başlamak üzere sebze ve meyveyi yeterince içeren doğru beslenme alışkanlıklarının edindirilmesi, sigara ve alkol kullanımının önlenmesine yönelik bilgilendirme, fiziksel aktiviteyi artıracak aktiviteler ve ortamların sağlanması, hipertansiyon, şeker hastalığı, kalp hastalıklarının düzenli kontrolü ve uygun tedavisi, obeziteyi önleyecek stratejiler sadece sağlık merkezleri ile değil, okullar, parklar, spor merkezleri, halk eğitim stratejileri ile bir bütün olarak ele alınmalıdır.

İnme belirtileri nedir, nasıl fark edilir?

Aniden konuşmanız bozulursa, bir tarafınızdaki kol veya bacağınızda güçsüzlük, uyuşukluk fark ederseniz, yüzünüzde özellikle de ağız köşesinde asimetri, baş dönmeniz, dengesizliğiniz, ani görme kaybı veya çift görmeniz olursa ne yaparsınız? Bu soruyla ne yazık ki her altı kişiden biri hayatı boyunca en az bir kere karşılaşmak durumundadır. Sorunun doğru cevabı ise inme geçiriyor olabileceğiniz ve mümkünse ambulans ile ve en hızlı şekilde nöroloji uzmanının çalıştığı ve inme ünitesi, ideali inme merkezi olan bir hastaneye götürülmeniz ve etkin tedaviye bir an önce ulaşmanızın sağlanmasıdır. Bu durum çok önemlidir; çünkü inme beyin damar hastalıklarının ani olarak ortaya çıkan ve çok hızlı tedavi gerektiren bir tablosudur. İnme tedavisinde en önemli faktör tedaviye çabuk ulaşabilmektir ki biz bunu “Zaman Beyindir” şeklinde ifade ederiz. Yani kaybedilen her dakika beyinde milyonlarca hücrenin ölümü demektir.

Türk Uyku Tıbbı Derneği, düzenli uyku konusunda uyardı!

Aynı zamanda Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Tıp Fakültesi Öğretim üyesi de olan TUTD Yönetim Kurulu üyesi Doç. Dr. Sinan Yetkin, düzenli uykunun başarıyı ciddi düzeyde etkilediğini söyledi.

Yetersiz ve kötü uyku hijyeninin, gündüz öğrenme süreçlerini olumsuz etkilediğini anlatan Yetkin, elde edilen bilginin de yetersiz uykuda işlem süreçlerinin eksik yürümesine neden olduğunu vurguladı.

UYKU SÜRESİ DEĞİŞKENLİK GÖSTERİYOR

Eğitimde başarı için düzenli uykunun şart olduğuna dikkati çeken Yetkin, şunları kaydetti: “Başarı elde etmek için birçok farklı eğitim sisteminden bahsedilebilir ancak hangi eğitim sistemini alırsanız alın, sağlıklı uyku ve beslenme olmadan başarıyı elde edemezsiniz. Az ve düzensiz uyuyarak başarının arttığını gösteren hiçbir bilimsel çalışma yok. Aksine öğrenmeyi, dolayısıyla başarıyı düşürdüğünü gösteren fazlasıyla çalışma mevcut. Bu nedenle, özellikle sınav hazırlığı dönemindeki öğrenci arkadaşlarımız, az uyuyarak, uyku saatlerinizi çalmanıza dair önerilere lütfen uymayın. Esas olan sağlıklı uyku-uyanıklık düzeni içinde, planlı ve düzenli çalışmaktır. Herkesin ihtiyaç duyduğu uyku süresi değişken olmakla beraber, genel olarak gençlerde alınması gereken süre 8-9 saattir.”

İhtiyaç olunan uyku miktarının alınması gerektiğini ifade eden Yetkin, az uyuma durumunda, uyku yoksunluğu bulgularının yaşanacağını bildirdi.

UYKU SAATLERİ HAFTA SONLARI DA DÜZENLİ OLMALI

Yetkin, uyku yoksunluğu bulgularının, gün içi yorgunluk, dikkat dağınıklığı, dikkati odaklamakta güçlük, unutkanlık gibi birçok zihinsel yan etkileri olduğunu belirterek, “Uyku-uyanıklık saatleri okul günlerinin dışında, hafta sonları da aynı saatlerde olacak şekilde düzenli olmasının sağlanması gerekiyor. Uyku ve uyanıklık biyolojik saatin önemli göstergesidir. Hem beyin hem de bedensel işlevler bu biyolojik saate göre işliyor. Değişen biyolojik saat hem zihinsel hem de bedensel performansın düşmesine neden oluyor” diye konuştu.